Tarım ve Ziraat Bilgi Bankası...
 

 


Ana Sayfa Balıkçı Barınakları Çeşit Kataloğu Çevre ve Orman Tarımsal Desteklemeler Faydalı Bilgiler Firma Rehberi Gıda Gübreleme Hastalık ve Zararlılar Hayvancılık Köşemiz Hizmetiçi Eğitim Programı Madenler Makine Desteklemesi Peyzaj Süs Bitkileri Staj Başvuruları Su Ürünleri Grup Toplantısı Sulama Bilgileri Şifalı Bitkiler Tarımsal Dokümanlar Tarım Fuarları Tarımsal İstatistikler Tarımsal Mevzuat Tarım Sözlüğü Tarım Takvimi Üretici Birlikleri Yemek Tarifleri Yetiştiricilik Bilgileri Zirai Mücadele İlaçları Zirai Ürün Fiyat Endeksi İletişim

 

Yapılan Son Yorumlar

Staj Talepleri
esogu makina müh. 2. sınıf öğrencisiyim bu yaz deneyimli ve bana katkı

Hizmetiçi Eğitim Programı
kayın mantarı yetiştiriciliği konusunda bilgi edinmek istiyorum.

Hayvancılık Desteklemeleri
süt desteklemeleri gelmiyor?yardımcı olursanız sevinirim.

Balıkçı Barınakları
basvuralı nasıl ve nerden yapabilirim ünye cimonto icin

Sebzecilik Takvimi
ümit eroglu ömer eroglu bala gel al otobüs gitti kaman

Peyzaj Süs Bitkileri
elimde 7 000 adet aşılı top akasya vardır. 6-8, 8-10, 10-12, 12-14 söküm

Staj Talepleri
stajımı bölümümle ilgili bir alanda yapmak istiyorum



Organik tarım. Organik tarım


1. EKOLOJİK TARIMIN TARİHÇESİ VE GELİŞİMİ

1.1. Giriş
1.2. Tarih Öncesi Çağlar
1.3. Tarih Çağları
1.4. Ekolojik Tarımın Organize Hale Gelmesi

1.1. Giriş
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Günümüzden yaklaşık 1.5 ilâ 2 milyon yıl önce ilk insanların dünya yaşamı içinde yer aldığı sanılmaktadır. Bu zamanda dünyada insan yaşamı için gerekli flora ve faunanın yeterli düzeyde bir evrim geçirdiği kabul edilmektedir. O halde dünya atmosferindeki havanın, dünyadaki toprak ve suların son derece temiz ve sağlıklı olduğu, varolan tüm canlıların ideal bir denge içerisinde insan emrine sunulduğu düşünülmelidir. Hiç şüphe yok ki bu aşamada evrim durmamış, ancak bu andan itibaren insanın da yer aldığı ortamda yeni dengeler ve gelişmeler sergileyerek yoluna devam etmiş ve etmektedir.

1.2. Tarih Öncesi Çağlar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

İnsanın Dünya ortamında görüldüğü yaklaşık iki milyon yıl öncesinden İ.Ö.10.000 yılına kadar Paleolitikum (Taş devri) adı verilen ve insan tarihinin yaklaşık % 99’unu kapsayan bu uzun dönem eski, orta ve yeni dönemlere ayrılmaktadır. Eski taş devri döneminin insanları, doğada mevcut yenebilir bitkileri toplayarak, hayvanları avlayarak; mağaralarda, dağların kenarındaki doğal kaya balkonlarının altlarında, kâh hayvan sürülerini takip ederek, kâh su

kıyılarının yakınında bulunan mağaralarda yada vadilerde doğal korunaklar arayıp bularak yaşamışlardır. İlk insan tipinin bilim adamlarınca Neandertal olarak adlandırıldığı bilinmektedir.

Yeni Paleolitikum döneminde, bundan önceki dönemlere göre iklimde belirgin bir soğuma ve kuraklaşma yaşanmıştır. Bu zamanda Neandertal insanının yerini Homosapiens insanının aldığı tespit edilmiştir. Hiç şüphe yok ki Neandertal insanı ya da yenı Poleolitikum dönemine kadar bir evrim geçirmiş ve uygarlaşmıştır. Bununla beraber Homo sapients insanında bulunan teknik ve sanat yetenekleri günümüz insanı ile yakın benzerlikler göstermektedir. Bu çağda taş işlemeciliğinde büyük gelişmeler yaşanmıştır. Neolitikum da denilen yeni taş döneminde insanın tarihinde ilk kez gıda maddelerinin üretimi başlamıştır. Örneğin Anadolu’da Hacılardaki bulgular insanların tahıl üretimi yaptığını ve dokumacılık sanatını öğrendiğini göstermektedir.

Yazının icadı tarih çağlarının başlangıcı olarak bilinmektedir. Yazı ilk kez

Mısır ve Mezopotamya’da İ.Ö. 4. bin yılında; Anadolu’da ise İ.Ö. 1800-1700

yıllarında Hititlerin yazıyı Asurlulardan öğrenmesiyle kullanılmaya başlanmıştır.

1.3. Tarih Çağları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

İnsanoğlu yaşadığı çevre içindeki hakimiyetini, önceleri yavaş fakat zaman içinde giderek fazlalaşan bir hızla artırmıştır. İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ derken günümüze kadar gelinmiştir. Eskiden kölelerin mesleği olarak bilinen tarım giderek günümüzdeki önemli yerini almıştır.

Buharlı makinaların keşfiyle başlayan sanayi ve teknolojideki hızlı ilerlemeler birim alandan daha fazla ürün almak için sentetik kimyasal gübrelerin ve bitki korumayı daha mükemmelleştirmek için sentetik kimyasal ilaçların kullanımını öne çıkarmıştır. Bunların tek yanlı kullanımında ortaya çıkmaya başlayan sakıncalar ileri görüşlü bazı tarımcılar tarafından fark edilmiştir. Söz konusu tarımcılar sadece maksimum verim almayı ve bunu ucuza mal etmeyi düşünen, fakat doğa üzerinde meydana gelen tahribatı hiç dikkate almayan bu gidişin devam etmemesi gerektiğini anlamışlardır. Tarımın sürdürülebilmesi için organik (ekolojik, biyolojik) tarım adı altında alternatiflerini ortaya koymuşlardır. Bu öncü kişilerden Albert Howard, 1910’larda İngiltere’de başlayan ekolojik tarım fikrini 1940’ta yayınladığı tarımsal vasiyetnamesi ile pekiştirmiştir. Alman asıllı Dr. Rudolf Steiner, İsviçre asıllı Mueller ve Ruseh, Fransa asıllı Lemaire ve Boucher aynı dönemde Avrupada ekolojik felsefenin ilk öncüleri olmuşlardır.

1.4. Ekolojik Tarımın Organize Hale Gelmesi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu]

Dünyada yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşanan hızlı sanayileşme ve nüfus artışı önemli çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Çözüm olarak ise açlık probleminin giderilmesine yönelik politikalar geliştirilmiş ve yoğun girdi kullanılarak birini alandan yüksek verim almaya ve yeni alanların tarıma açılmasına yönelik hedefler belirlenmiştir. Sonuçta, yoğun ve bilinçsiz tarım ilacı ve gübre kullanılması, yanlış toprak işleme uygulamaları, kalıntı riski, toprağın fiziksel yapısının bozulması, organik madde ve canlılığının yitirilmesi ve besin maddesi dengesinin bozulması, tuzlanma, çoraklaşma gibi önemli çevre sorunlarını beraberinde getirmiştir. Verimliliği daha düşük olan marjinal alanların tarıma açılması ise daha sorunlu ortamların oluşmasında etkili olmuştur.

1970’lerdeki ‘Yeşil Devrim’ olarak anılan tarım politikaları açlık sorununa kısmen çözüm oluşturmakla birlikte asıl sorunun üretim miktarı değil paylaşımdan kaynaklandığı da ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda nüfus artış hızına oranla gıda artış hızı hemen tüm ülkelerde artmış ancak çok az sayıdaki ülkede sorun olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla artık tarımda uygulanan teknikler sadece üretim miktarında sağladıkları artışla değerlendirilmemekte, çevreye, insan ve hayvan sağlığına olan etkileri ile birlikte irdelenmektedir.

Bu gelişmelerin sonucunda alternatif bir üretim sistemi olarak Ekolojik tarım veya İngilizce konuşulan ülkelerdeki adı ile organik tarım, Latin ülkelerindeki ismi ile biyolojik tarım ortaya çıkmıştır. Bu işin öncülüğünü giderek artan çevre sorunlarına duyarlı ve tarımdaki üretim tekniklerini ve kullanılan girdileri sorgulayan Avrupalı bazı üreticiler yapmıştır. İlk dönemlerde üretilen ürünler büyük oranda çiftliklerde veya yakın çevresindeki yöresel pazarlarda tüketilirken sonraki yıllarda olay ticari boyut kazanmış ve 1980’li yıllardan sonra tüm dünyada giderek artan bir kabul görmüştür.

Ekolojik ürünlerin ticari olarak önem kazanmaları ile üretimden tüketiciye kadar uzanan zincirde bazı kuralların konmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu alanda halen lokomotif görevi gören Avrupa Topluluğu ülkeleri öncülük yaparak 1991 yılında 2092 sayılı bitkisel ürünlerin üretimini ve pazara sunulmasını düzenleyen yönetmeliği yürürlülüğe koymuştur. Ülkemizde de ekolojik üretimi şekillendiren ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na düzenleme yetkisi veren yönetmelik, 22145 sayı ve 18 Aralık 1994 tarihi ile uygulamaya girmiştir. Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (International Federation of Organic Agriculture) tarafından geliştirilmiş olan ‘Temel İlkeler’, 1998 yılında ‘Temel Standartlar’ olarak revize edilmiştir. Bugün dünyada ekolojik olarak etiketlenen ve pazara sunulan ürünler, ilgili yönetmeliklerde kullanımına izin verilen organik veya inorganik doğal girdiler kullanılarak üretilmektedir.

Ürünlerin öngörülen koşullara uygun olarak üretilip üretilmediği ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca yetki verilen bağımsız denetim firmalarınca kontrol edilmekte ve sertifıkalandırılmaktadır. Diğer ülkelerin yetkili makamlarınca akredite edilmiş kontrol ve sertifıkasyon kuruluşlarının verdikleri sertifıkalar, o ürünlerin söz konusu pazarlarda da ekolojik olarak satılabilmesine olanak tanımaktadır.

Geleneksel tarımdan ekolojik tarıma geçişte Avrupa ülkelerindeki durum irdelendiğinde bunun tabandan gelen bir yaklaşımla olduğu görülmektedir. Ancak halen Avrupa Topluluğunda ekolojik üretime geçiş sürecinde birim alan başına belirli bir destek sağlandığı için ekolojik üretimin hızla yayılması sağlanmıştır. Bunun en güzel örneği, ekili alanların % 20’sinde ekolojik üretim yapılan Avusturya’dır. Ancak geçiş sonrası dönemde desteğin azaltılması veya kaldırılması, özellikle Portekiz, Fransa ve İspanya’da ekolojik tarım işletmelerinin sayısının azalmasına neden olmuştur. İsrail örneğinde ise ekolojik üretimle ilgili özendirici politikalar veya yayım yerine üreticiden gelen bilinçli talebin üretime geçişte daha ön plana çıktığı görülmektedir. Ülkemizde ise Avrupa ülkelerinin aksine yukarıdan aşağı doğru bir gelişme sonucu, dış alıcıların Türkiye’nin geleneksel tarım ürünlerinin ekolojik olarak üretilmelerini talep etmeleri ile başlamıştır. Halen ekolojik üretime geçiş süreci veya kullanılan girdiler desteklenmemektedir. Ayrıca kullanım izin verilen etkili girdilerin piyasada bulunabilmesi de oldukça sınırlıdır ve ekolojik üretimde sorun yaratabilmektedir, Ülkemizde giderek hızla artan ve önemli düzeye ulaşan ekolojik üretim, tamamen serbest ticaret kuralları doğrultusunda ve destek olmaksızın gelişmektedir.

Hindistan’da girdi kullanımının yoğun olduğu ve ekolojik tarımın hiçbir şekilde desteklenmediği koşullarda üreticiler arasında yapılan bir anket çalışması, ekolojik tarıma geçiş nedenlerinin sosyo-kişisel, sosyo-ekonomik, sosyo-psikolojik, sosyo-kültürel ve sistemlerarası başlıkları altında toplanabileceğini ve salt gelir artışının hedef olarak ortaya çıkmadığı belirlenmiştir. Bu faktörler arasında, komşuların ekolojik üretime başlaması, girdi fiyatlarının yüksekliği, alıcı firmaların reklamları gibi nedenler de yer almaktadır.

Yapılan çalışmalar, ekolojik üretimde verim ve kalitenin sağlanabilmesi için üreticilere teknik ve ekonomik konularda bilgi akışının sağlanmasının şart olduğunu ve özellikle geçiş sürecinde üreticilerle yakın temasın etkili olacağını ortaya koymaktadır. Her yöre üreticisi için önceliklerin ayrı ayrı belirlenerek ele alınması başarıyı arttıracaktır.

Yine bugüne değin yapılan uygulamalarda sistemin başarılı ve uzun süreli olması için desteklerin bütün olarak ele alınması gerektiği ortaya çıkmıştır. Avrupa ülkelerinde 1990’lı yıllardan sonra Avusturya, Almanya, Lüksemburg ve İsviçre gibi ülkelerde ekolojik tarım hızla gelişmiştir. Ekolojik tarıma geçişte ve başarıda etkili faktörler, üreticilere sağlanan finansal imkanlar, hızlı bilgi akışı, geniş ürün yelpazesi, ulusal semboller, koruma ve planlama olarak sayılabilir. Üreticilere sağlanan maddi desteğin etkisi kaçınılmaz olmaktadır. Ancak destekler, ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Çizelge 1.1. ‘de bazı ülkelerde sağlanan destek miktarları yer almaktadır.

Çizelge 1.1.Üreticilere sağlanan destek miktarları (Euro/ha/yıl)

Ülke Geçiş Dönemi Ekolojik Üretimde
Avusturya 325 335
Almanya 100-275* 80-225*
Lüksemburg 175 150
İsviçre 840 840

Ekolojik ürün pazarı halen oldukça küçük olmasına rağmen giderek artış göstermektedir. Örneğin İsviçre’de COOP süpermarket zincirinde satılan sütlerin % 29’u ekolojik olarak üretilmektedir ve tüm ürünlerde % 20 oranında ekolojik ürüne ulaşma hedeflenmektedir. Ürün yelpazesinin ve pazarlama kanallarının çeşitlenmesi (süpermarketler, ailelere yönelik kasa içinde çeşitli sebze veya meyve satışları, restoranlar, catering servisleri, işleme sanayi) ekolojik tarıma geçişi hızlandırmaktadır. Son günlerde Belçika’da ortaya çıkan dioksin problemi ekolojik ürün talebinde büyük artışlar sağlamıştır. Ayrıca birçok Avrupa ülkesinde

genetik yapısı işlem görmüş ürünlerin piyasaya sürülmesi, tüketicileri transgenik çeşitlere karşı olan ve ürünlerin bu bulaşmadan temiz olduğu güvencesi veren ekolojik ürünlere yöneltmiştir. Bu gelişme bazı çevreci grupların da ekolojik ürün tüketmeye başlamalarında etkili olmuştur. Gerek Avusturya gerekse İsviçre’de ekolojik ürünlerin süpermarketlere girişi üreticileri teşvik eden etkenlerin başında gelmektedir. Ancak bu açıdan tuketicilerin eğitimi de talebi yaratma ve geliştirme açısından önemlidir. Gerek ülkesel gerekse uluslararası yönetmeliklerle tüketiciler güvence altına alınmıştır. Yaratılan logolar da tüketiciyi yönlendirmekte etkili olmaktadır. İsviçre ve Avusturya’daki logolar bu işlevi yerine getirirken

Almanya’da çok sayıda logonun piyasada yer alması tüketiciyi büyük ölçüde karışıklığa itmektedir. Halen tüketiciyi şaşırtabilen çok sayıdaki özel marka veya işaret yerine ülkesel tek bir logonun yaratılma çalışmaları yürütülmektedir. Ülkemizde de tek logonun geliştirilmesi ve kalitenin korunmasına yönelik sıkı önlemlerin alınması, sektörün gelişimine katkı sağlayacaktır.

1980’li yılların ortalarından itibaren yapılan pazar araştırmaları tüketicilerin ekolojik ürünlere olan olumlu tavrını ortaya koymakla birlikte pazar payı, ekolojik ürünlerin gerçek olmasa da daha pahalı olduğu imajı ile oldukça yavaş artmıştır. 1990’lardan itibaren Avrupa’da çok hızlı bir gelişme göstererek 1998 yılında Avrupa Topluluğu (AT) ve EFTA (European Free Trade Association) ülkelerinde 85337 tarım işletmesinin ekolojik üretim yapmaları ile 2 milyon hektara ulaşmıştır. Tarım alanlarının % 1 .4’ü, tarım işletmelerinin ise % 1 .l’i ekolojik tarıma geçmiştir. Halen ekolojik ürünlerdeki fiyat marjı üretim koşullarına bağlı olmakla birlikte, teknik uygulamaların geliştirilerek ekolojik ve konvansiyonel ürünler arasındaki fiyat farkının % 25 dolayında tutulması ve lüks tüketim ürünü olarak kabul edilmemesi yönünde görüşler vardır.

Danimarka’da 1980’li yılların ortalarında yeraltı sularında tehlikeli boyutlarda yüksek nitrat düzeylerine rastlanması ve başlıca nedenler olarak çiftlik gübresi ve sentetik gübrelerin yanlış kullanımlarının belirlenmesi, çevre kirliliği ile ilgili tartışmaların giderek artmasına yol açmıştır. Bu arada ekolojik tarımın çevreye olan olumlu etkilerinin ve yapılan anketlerde tüketicilerin ekolojik üretilmiş ürünlere belirli bir fiyat farkı ödemeye hazır olduklarının belirlenmesi, Haziran 1 987’de Organik Tarım Yasasının parlamentodan büyük çoğunlukla geçmesini sağlamıştır. Daha sonra çıkarılan yönetmelikle, Organik Tarım Konseyi kurulmuş ve 1987-1990 yılları arasında ekolojik tarım uygulamalarında başarının sağlanmasında etkili üç önemli kararalmıştır.

Bunlar:

  • Danimarka’da ekolojik üretimin standartlarının belirlenmesi,
  • Resmi kontrol ve sertifikasyon sistemi ile devlet garantisini simgeleyen etiket sisteminin (State Guarantee Label) geliştirilmesi,
  • Destek sisteminin geliştirilmesi (geçiş dönemi desteği ile araştırma, eğitim, yayım, işleme, yayın ve pazarlama alanındaki projelerin parasal olarak desteklenmesi).

Yasanın çıkışından itibaren Danimarka hükümeti her yıl ekolojik üretim tekniklerinin ve gelişme projelerinin desteklenmesi için bir fon ayırmaktadır. Ayrıca, çevreyi kirleten sanayi kuruluşlarından alınan fonlar ekolojik tarımın geliştirilmesi için harcanmaktadır. Hastaneler, yerel yönetimler ve diğer birçok kuruluş hizmetlerinde tümüyle ekolojik ürün kullanmak üzere fizibilite çalışmaları yapmaktadır. Danimarka Tarım Bakanlığının yayınlamış olduğu raporlarda 2000 yılına dek ekolojik ürünlerin pazar payının % 15-20 olacağı ve

tüm ekili alanların %7‘sinin ekolojik üretime geçeceği bildirilmektedir.

ABD’de Organik Tarım Araştırma Vakfı (The Organic Farming Research Foundation OFRF) tarafından yapılan bir incelemede ABD’deki ekolojik tarım işletmelerinin % 83 ‘ünün aile işletmeleri olduğu ve ortalama olarak 16 yıldır tarım ve 9 yıldır ekolojik üretim yaptıkları belirlenmiştir. ABD’de 1995 yılında 2.8 milyar dolar olan ekolojik gıda (bakkaliye ve süt ürünleri) pazarı % 26 lık bir artışla 1996’da 3.5 milyardolarayükselmiştir. Ekolojik süt ürünleri, 120 milyonluk ticaret hacmi ile % 50’ lik artış göstermiştir. Dış satım ve doğrudan pazarlanan ürün satışı ise 1995 ile 1996 yıllarında 714 milyon dolardan 872 milyon dolara çıkmıştır. 1989-1996 arasındaki dönemide ekolojik ürünlerin satış hacmi yıllık ortalama % 20 dolayında artışla seyretmiştir. ABD’deki bu artışta daha çeşitli ürünün pazara sunulması ve daha fazla sayıda restoranda organik ürünle yapılmış yemeklerin servis edilmesinin etkili olduğu bildirilmektedir.

Günümüzde Dünyada tüm ekolojik ürün satışlarının ülkelere göre yıllık % 10-40 artışlar 25 milyar $ dolayında olduğu hesaplanmaktadır. Avrupa, ABD ve Japonya gelişen pazarlar olarak ilk sırada yer almaktadır. Örneğin Japonya 1997 yılında 1 milyar $ olan ekolojik pazar payını 2000 yılında 2,5 milyar dolara çıkarmıştır.

Ekolojik ürünlerin tüketicilerce talep edilmelerinde kişisel sağlığa ve özellikle çocuklarının sağlığına verdikleri önem, ilk sırada yer almaktadır. Almanya ve İngiltere’de yapılan bir anket çalışmasında sağlık, Almanya’da % 70, İngiltere’de ise % 46 ile ilk sırada ifade edilmiştir. Almanya’da çevre % 10-30, lezzet % 13-24 ile ikinci ve üçüncü sırada bulunmaktadır. İngiltere’de ise çevre % 41, lezzet %40, hayvan hakları %26 ile sağlığı takip etmektedir. Ekolojik hayvan üretiminde hayvanlara açık, havadar ve güneşli belirli bir alanın ayrılmasını ön görmesi nedeni ile Avrupa’daki hayvan severler arasında tercihte ilk sıralara doğru yükselmektedir.

Tüm dünyada hızla artan ekolojik tarımda genellikle ülkelerin geleneksel ürünleri örneğin Hindistan’da çay, Danimarka’da süt ve ürünleri, Arjantin’de et ve mamulleri, orta Amerika ve Afrika ülkelerinde muz, Tunus’ta hurma, zeytinyağı, Türkiye’de kurutulmuş ve sert kabuklu meyveler ekolojik üretilen ilk ürünlerdir. Mevcut bilgi ve yüksek adaptasyon ekolojik tarıma kolay geçişi sağlamaktadır. Ancak iç pazarın geliştirilmesi ve ürün yelpazesinin genişletilebilmesi için üreticilerin bilgilendirilmesi ve bunun için de araştırmalarla desteklenmesi önem kazanmaktadır.

Ekolojik tarımda işgücü ihtiyacı yüksektir. Modern ve yoğun tarımdaki yüksek makineleşme düzeyi ile zıt bir durum oluşturmaktadır. Gıda maddeleri fiyatlarının genelde akaryakıt fiyatlarına paralel olarak geliştiği bildirilmekte ve önümüzdeki yıllarda akaryakıt fiyatlarının artacağı hesaplanmaktadır. Böyle bir gelişme karşısında ekolojik ürün fiyatlarının konvansiyonel üretime oranla daha da avantajlı konuma geçeceği ve ekolojik üretimin hızla artacağı düşünülmektedir.

2. TÜRKİYE’DE EKOLOJİK (ORGANİK, BİYOLOJİK) TARIM

2.1. Ekolojik Tarımın Uygulanması
2.2. Türkiye'de Ekolojik Tarım

2.1. Ekolojik Tarımın Uygulanması
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Ekolojik tarım yapmaya karar veren bır üretici üretime başlamadan bır yıl önce kontrol ve sertifikasvon kuruluşlarından birine başvurup yapacağı üretimin Organık Tarımın Esasları ve Uygulamasına ilişkin Yönetmelık kurallarına uygun oldugunun denetlenerek sertıfıkalandırı Irnasını sagiaması gerekmektedir.

Sertifikasvon kuruluşu üretici adına gerekli dokümanları hazırlayarak Bakanlığa bildirir ve yılda en az iki kere haberli veya habersiz arazi kontrollerini gerçekleş tirir. Eğer kurallara uygun üretim yapılmış ise sertifika verilir. Daha önce konvan siyonel tarım yapılan bir arazide ekolojik üretime başlayıp, buradan elde edilen ürünlere ekolojik ürün sertifikasını alabilmesi için 2 ila 5 yıllık geçiş sürecini tamamlanası gerekmektedir. Bu süreçte de üretimin yönetmelikte belirtildiği gibi ekolojik üretim metotlarına uygun olarak gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Görüldüğü gibi kontrol ve sertifıkasyon, ekolojik tarımın önemli basamaklarından biridir. 1 ve dış piyasalarda bir ürünün ekolojik olarak satılabilmesi için ekolojik ürün sertifikasına sahip olması gerekmektedir. Sertifika sistemi ürünlerin ekolojik standartlara göre üretildiğinin. işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir. Bu da tüketiciye güvence vermenin yanında üreticileri ve firmaları da haksız rekabete karşı korumaktadır. Sertifika kuruluşları üretim sahalarını ve ürünleri haberli/habersiz denetler ve faaliyetlerini Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bildirirler. Kontrol ve sertifıkasyon kuruluşları bağımsız olmak zorundadır ve ülkemizde 7 adet kontrol ve sertifikasyon, 1 adette kontrol kuruluşu Bakanlıkça yetkilendirilerek faaliyete başlamışlardır.

2.2. TÜRKİYE’DE EKOLOJİK TARIM
[Konu Başlığı] [Önceki Konu]

Ülkemizde ekolojik tarım, 1984-1985’li yıllarda geleneksel ihraç ürünlerinden olan kuru üzüm ve incirin ekolojik ürün olarak yurt dışından talep edilmesi ile başlamıştır. Daha sonraki yıllarda da ürün çeşitliliği yurt dışından gelen taleplere göre şekillenmiştir. Üretilen ürünlerin hemen tamamı ihraç edilmekte, yurt içi pazarı şimdilik çok küçük payı oluşturmaktadır. Yönetmeliklere göre her bir üretici kendi üretimi için ekolojik ürün sertifikası talebinde bulunup uygun üretim yapmış ise bu belgeyi alabilir. Ancak ülkemizde üretilen ürünlerin hemen tamamının ihraç ediliyor olması nedeni ile pazarlarnada organizasyon kuruluşları olarak görev alan kuruluşlar yurt dışından gelen talep ve pazar imkanlarına göre proje adı verilen ve içerdiği üretici sayısı ürüne göre değişen üretici grupları oluşturmaktadırlar. Bu projelerde ekolojik üretim yapan üreticilerin tamamı sözleşmeli üretim yapmaktadırlar. Yurt içi pazarının gelişmesi ile birlikte üreticilerimizde kendi adına sertifika alıp kendileri direk pazara mal verebileceklerdir. Ekolojik tarımın sağlıklı ve dengeli gelişimini gerçekleştirmek, ilgili birimleri bir araya getirmek , eğitim ve araştırmaları desteklemek amacıyla 1992 yılında ETO (Ekolojik Tarım Organizasyonu) Derneği kurulmuştur. Dernek ekolojik tarımla ilgili tüm faaliyetlerde yer almakta ve destek vermektedir.

Ekolojik tarımla ilgili ilk yasal düzenleme 18 Aralık 1994 tarihli, 22145 sayılı resmi gazetede yayınlanan “Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik” ile yapılmıştır. İkinci yasal düzenleme ise 11 Temmuz 2002 tarih, 24812 sayılı resmi gazetede yayınlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına ilişkin Yönetmelik” ile gerçekleştirilmiştir.

Ekolojik tarımla ilgili ilk bilimsel araştırma 1991 yılında ekolojik bağ yetiştiriciliği konusunda TÜBİTAK ve Almanya-GFZ tarafından desteklenerek Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri bölümünde yürütülmüştür. Daha sonra yine ayni üniversitede 1998 yılında ekolojik kiraz, 2000 yılında TÜBİTAK tarafından desteklenen bağ ve örtü altı yetiştiriciliği konularında araştırma başlatılmıştır. Ayrıca aynı yılda narenciye yetiştiriciliği ve ekolojik tarımı ilgilendiren konularda farklı araştırma birimlerinde ve ürünlerde araştırmalar başlamıştır. 2002 yılında ise Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından desteklenen araştırma enstitülerince yürütülen çok sayıda araştırma başlatılmıştır. Ayrıca ülkemizde seçilen pilot bölgelerde yörelere özgü öncelikli ürünlerde ekolojik üretimi başlatma ve geliştirme projesi yürürlüğe konmuştur. Ekolojik tarım konusunda ETO Derneği tarafından çok sayıda üretici ve tüketici eğitimleri gerçekleştirilmiştir. Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Ege Ziraat Fakültesi ve ETO Derneği ortak kurslar düzenlemiş; son dört yılda, her yıl iki kurs düzenleyerek yılda 100 ziraat mühendisi ve ilgili kişilere eğitim vermiştir. Ayrıca ekolojik ürüne yönelik yurt içi fuarları düzenlenmeye başlanmış, çok sayıda seminer ve panel gerçekleştirilmiştir. Ekolojik tarım konusunda 1999 yılında İzmir’de ve 2001 yılında Antalya’da birinci ve ikinci “Ulusal Ekolojik Tarım Sempozyumu” düzenlenmiştir. 3. sempozyum 2003 yılında gerçekleştirilecektir.

Ülkemizde gerçekleştirilen ekolojik üretim incelendiğinde: ürün çeşitliliği açısından 1990 yılına kadar sadece 8 üründe ekolojik üretim gerçekleşmiş, 2000 yılında ise ürün yelpazesi gıda ve gıda dışı maddeler olmak üzere toplam 11,9 kat artarak 95 farklı ürüne çıkmıştır. 1990 yılında 1037 ha olan üretim alanı ise 10 yıl içinde 55 kat artarak 2000 yılında 57000 ha ulaşmıştır. Yine ayni süreçte 1990 yılında üretici (işletme) sayısı 1037 adet iken 1 8 kat artış göstererek 18375 adet üreticiye ulaşmıştır.

Ülkemizde 2000 yılında 95 farklı ürün çeşitliliğine ulaşan ürün listesi Çizelgede sunulmuştur. Ürün çeşitlerinde 21 ürünle kuru ürünler ilk sırayı almakta, bunu 18’er ürünle tıbbi bitkiler ve sebze takip etmektedir. Ayni yıldaki ekolojik üretimin dağılımı incelendiğinde toplam üretimin %65 ini kuru ürünlerin (kuru ve kurutulmuş meyveler) oluşturduğu, bunu % 18 ile tarla bitkilerinin takip ettiği görülmektedir.

Üretilen ürünlerin hemen tamamının ihraç edilmesi nedeniyle ürün çeşitlenmesi de yurt dışından gelen taleplere göre oluşmaktadır. En büyük üretim miktarı kuru ve kurutulmuş ürünlerde olmuştur. İç piyasa geliştiğinde talep edilen ürünler değişecek, buna bağlı olarak buğday, un ve mamulleri ile yaş meyve ve sebzelerin üretim miktar ve çeşitleri de artacaktır.

Üretim alanları incelendiğinde, toplam alanın %37’sini kuru ve kurutulmuş ürünlerin oluşturduğu, bunu tarla bitkilerinin (%30) takip ettiği, en küçük üretim alanına ise sebze (%1) ve üzümsü meyve (%3) üretiminin sahip olduğu görülmektedir.

Üreticiler incelendiğinde ise, en fazla üretici sayısının yine kuru ve kurutulmuş ürünler grubunda yer aldığı (%52) görülmektedir. Tarla bitkileri ile yaş meyveler (%15 - %10)2. ve 3. sırada yer almışlardır. En az sayıda üretici, sebze grubunda (%2) bulunmaktadır.

Çizelge:2000 yılı ekolojik ürün çeşitleri, üretici sayısı, üretim ve alan değerleri

(buraya çizelge girecek kitabın 14-15 sayfaları unutma; volkan efendi !!!!!)

Çizelgede yer alan veriler, ekolojik tarım yapmak üzere kontrol edilen alanları göstermektedir. Elde edilen ürünün bir kısmı taze olarak iç veya dış pazarlara satılırken bir kısmı da işlenmekte, kurutularak, konserve edilerek veya dondurularak ihraç edilmektedir. Ürünlerin hammadde olarak ihracı yerine işlenerek ve dayanıklılığının arttırılarak pazarlanması ülke ekonomisi, ihracatçı ve üretici için daha karlı olacaktır. İlk yıllarda tamamen hammadde olarak ihraç edilen ekolojik ürünler günümüzde gittikçe artan oranlarda işlenerek ihraç edilmektedir. Örneğin pamuk ilk yıllarda hammadde olarak ihraç edilirken önce iplik daha sonra tekstil ürünleri olarak ihraç edilmeye başlamıştır. Kuru ve

kurutulmuş ürünlerin bir kısmı işletmelerde işlenip tüketici ambalajı boyutunda paketlenerek ihraç edilmektedir. Ayrıca kuru meyve kokteylleri hazırlanarak ürün çeşitlemesine de gidilmektedir. Bunların dışında salça, meyve konsantresi, gülsuyu, gül yağı gibi ürünler örnek verilebilir. Ancak işlenmiş ürünlerin miktarının genel üretim toplamı içindeki payının arttırılması gerekmektedir.

3. EKOLOJİK TARIMDA İLKE VE KAVRAMLAR

3.1. Ekolojik Tarım
3.2. Ekolojik Tarımın İlkeleri
3.2.1.Gübreleme ve toprak iyileştirmede kullanılabilecek maddeler:
3.2.2Bitki zararlı ve hastalıkların kontrolünde kullanılabilecek ürünler:

3.1. Ekolojik Tarım
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Günümüzde, çevre koruma, insan ve toplum sağlığı bilinci ülkelere göre farklı düzeylerde olmakla birlikte çok büyük gelişmeler göstermiştir. Çevre kirliliği denildiğinde genellikle hava kirliliği, endüstriyel atıklar, nükleer atıklar ses kirliliği gibi kirlilik konuları öncelikle akla gelmektedir. Fakat çevreyi sömüren ve kirleten, sentetik kimyasal girdileri çoğu zaman kontrolsüzce kullanan konvansiyonel tarımın yarattığı kirlilik, doğal dengenin bozulmasına neden olan etkileri, çevre kirliliği ve besin zincirleriyle tüm canlılara ulaşabilen hayati tehlike,

diğer kirlilikler kadar dikkat çekmemektedir. Entansif, yoğun tarım adlarıyla da isimlendirilen konvansiyonel tarım yönteminin amacı birim alandan en yüksek ürünü kaldırmaktır. Bu amaca ulaşmak için genellikle tek üründe uzmanlaşmış insanlar, monokültür tarım ve ürünü garanti altına almak için gittikçe artan oranlarda kullanılan sentetik mineral gübreler ve sentetik kimyasal tarım ilaçları tercih edilmiştir. Bunun sakıncaları zamanla ortaya çıkmıştır.

Örneğin doğal dengenin bozulması, toprağın erozyona uğraması ile toprak kayıplarında nispi artışlar, toprakta organik madde ve humus yokluğu nedeniyle toprak mikroorganizma hayatının tahribi, toprak profilinde A horizonunun kaybı ve mineral toprak profilinin kalışı ve benzeri olaylar gösterilebilir. Sürekli monokültür, münavebenin gereği gibi yapılmaması, söz konusu ürünlere zarar veren hastalık ve zararlıların aşırı çoğalmalarına neden olmuş ve algınlar yaşanmıştır. Bu kez, mücadele etmek için bilinçli olarak kullanılmayan sentetik kimyasal pestisitler, bazı faydalı ırkların kaybolmasına neden olmuş ve biyolojik mücadele ortamı tahrip edilmiştir. Daha çok ürün amacı ile topraklar aşırı şekilde sentetik mineral maddelerle gübrelenmiştir. Bunlardan özellikle çabuk yıkanan azotlu gübrelerin yer altı sularına kadar ulaşmasıyla, hayvan ve insanlarda nitrat zehirlenmeleri görülmüştür.

Yetiştiricilikte ürünün kalitesi ikinci plana atılmıştır. Daha ekonomik ürün elde etmek için mekanizasyonun arttırılması ve özellikle bilinçsiz uygulamalar, toprağın canlı tabakasını yok etmiş ve hard-penler (sert tabakalar), toprakta sıkışmalar yaratarak erozyonu teşvik etmiştir. Görünüşte ekonomik gibi görünen üretim, aslında en kıymetli varlığımız olan toprağın canlı kısmının ölmesi veya akıp gitmesi ile bize çok pahalıya mal olmaktadır. Bu gibi örnekler tarımla uğraşan herkesin gördüğü ve çeşitlendirebileceği cinstendir. ABD’de pestisitlerle ilgili çok çarpıcı bir örneğe göre l950’den 1967’ye kadar pestisit kullanımı % 168 oranında artmıştır. Buna karşılık 1960 yılında pestisitlere dayanıklı 160 adet potansiyel zararlı türü bilinmekte iken bu sayı günümüzde yaklaşık %300 oranında artmıştır. Bunun anlamı, pestisitlere dayanıklı daha güçlü salgınlar yapabilecek zararlı biotiplerinin ortaya çıkışı ve doğal beslenme ortamlarının tahrip edilmesi nedeniyle kültür bitkilerine yönelen türlerin çoğalması demektir.

Yukarıda saydığımız koşullar karşısında gelir düzeyi yüksek ülkeler başta olmak üzere birçok ülkelerde bilinçlenerek örgütlenen üretici ve tüketiciler doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle, insanlarda toksak (zehirli) etki yapmayan tarımsal ürünleri üretmeyi ve tüketmeyi tercih etmeğe başlamıştır. Bu amaçla yeni bir üretim tarzı, konvansiyonel tarıma alternatif olarak ortaya konmuş ve değişik ülkelerde Ekolojik veya Organik veya Biyolojik Tarım isimleriyle anılmıştır. Ekolojik tarım Avrupa Birliği ve FAO tarafından alternatif üretim yöntemi olarak kabul edilmiş ve programlarına alınmıştır.

Bu çerçevede Ekolojik tarımı ana hatları ile şu şekilde tanımlayabiliriz:

“Ekolojik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal

dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini

içermekte olup, esas itibariyle sentetik kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanımının

yasaklanmasının yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın

muhafazası, bitkinin direncini arttırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı

tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını talep eden,

üretimde miktar artışı yanında ürünün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan bir

üretim şeklidir.”

3.2. Ekolojik Tarımın İlkeleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Ekolojik tarımda farklı bitkisel ve hayvansal ürünler için farklı üretim yöntemleri mevcut olup bunların ortak ilkeleri şunlardır:

1. Öncelikle, tarımsal üretimde, üretim ile ilişkili tüm faktörler ve olaylar bir bütün halinde dikkate alınmalı ve ekolojik üretim yapan tarım işletmesinin kendi kendine yeterliliği sağlanmalıdır. Bunun için toprak. bitki, hayvan ve insan arasındaki doğal döngünün doğal kökenli ham maddeler kullanılarak mümkün olduğunca işletmenin kendi içinden veya yakın çevresinden sağlanmasına gayret edilmelidir.

2. Tarımsal üretimle beraber ortaya çıkan ve yakın çevreden temin edilen tüm ham maddelerin ve diğer işletme girdilerinin çevreyi tehdit eden her türlü etkisi azaltılmalı veya bunlardan tamamen kaçınmaya çalışılmalıdır.

3. Toprağın iyileştirilmesi ve içindeki organizmaların korunması, beslenmesi sağlanmalı; toprak sömürülmemeli; tersine doğal verimliliği arttırılmalıdır. Bunu sağlamak için münavebe, organik gübreleme yapılmalı ayrıca uygun toprak işleme yöntemleri kullanılmalıdır.

Örneğin çiftlik gübresi ve/veya organik atıklar kullanılarak aerobik ortamda hazırlanan kompost amaca uygun bir şekilde kullanılır. Bundan başka kaya unları, alg ürünleri, diğer ilave maddeler kullanılabilir ve yeşil gübreleme yapılabilir.

Bu uygulamalarla toprağın biyolojik olayları teşvik edilerek bazı bitki besinleri dolaylı yoldan hareketli hale getirilmekte böylece bitkinin sağlıklı ve dengeli büyümesine ortam sağlanmaktadır.

4. Bitkilerin hastalıklar ve zararlılara karşı direnci bazı ek desteklemelerle arttırılmalıdır. Örneğin, çok yıllık bitkilerde, bitki altına ve/veya sıra aralamada yapılacak ekimlerin mevcut ekolojik ortama uygun ve dengeli karışımlar halinde hazırlanıp uygulanması, yapılacak münavebelerde karışımda baklagil miktarının yüksek tutulması, bitkisel üretim ve hayvancılığın kombine edilerek yapılması gibi uygulamalarla bitkilerin direnci arttırılabilir.

5. Bitki tür ve çeşitlerinin (keza hayvanların) seçiminde, üretim yapılacak yerin ekolojik koşulları ve bu koşullarda hastalıklara en az seviyede yakalanma olasılıkları dikkate alınmalıdır. Bunun yanında sağlıklı, dayanıklı tohum, fidan ve hayvan kullanılmalıdır.

6. Ekolojik tarımda, bitki sağlığı açısından yukarıda adı geçen ve etkileri uzun sürede görülebilen önlemler yanında erken uyarı sistemlerinin kullanılması

ve faydalı canlıların teşvik edilmesi de bitki koruma kavramının önemli bir parçasıdır.

Bu konuda zararlılarla mücadelede biyoteknik yöntemler (örneğin Bacillus thuringiensis preparatları, feromon tuzakları, faydalı akarlar v.b.) ve kültürel önlemler (örneğin yabancı otların toprak işlemeyle veya yakarak yok edilmesi, vb.) uygulanabilir. Eğer sorun ürünü tehdit edici boyutlara ulaşırsa o zaman bitkisel veya mineral kökenli özel maddeler ve preparatlar kullanılabilir.

7. Yukarıda anlatılan, toprak strüktürünü iyileştirici ve humus miktarını arttırıcı önlemlerle beraber toprağı koruyucu, enerji tasarrufu sağlayan, çalışılan verim koşullarına uygun toprak işleme yöntemleri uygulanmalıdır. Bunun için, toprağın yapısı ve koşullarına dikkat edilmeli, çizici aletlerle çalışılmalı, pulluk gibi toprağı devirerek işleyen aletlere mümkün olduğunca az yer verilmeli ve temel kural olarak gereğinden fazla sayıda toprak işlemeden kaçınılmalıdır.

8. İşletmedeki hayvanların sağlığının iyi, verimlilik kapasitesinin yüksek ve uzun ömürlü olması teşvik edilmelidir. Bunun için ağılların usulüne uygun olması, beslenmenin mümkün olduğunca işletmenin kendi ürünleri ve yem bitkileri ile sağlanması, yemlere kimyasal maddeler (antibiyotikler, kilo arttırıcı katkı maddeleri vb.) katılmaması, uygun ıslah çalışmaları ile istenen gelişmelerin temin edilmesine çalışılmalıdır.

9. Yetiştirilen hayvan sayısı kullanılan tarımsal arazi büyüklüğüne uygun olmalı ve bir hektar için gübre miktarı 170 kg/N/Ha/yıldan fazla olmamalıdır. Bu değere göre bir hektar arazide 2 adet inek veya sığır, 13,3 koyun veya keçi, 580 etlik piliç veya 230 yumurta tavuğu v.d. beslenebilir. Eğer barınak kullanılacaksa yönetmelikte belirtilen sayılarda kanatlı, büyük veya küçükbaş bulundurulabilir. Bununla beraber ekolojik tarım mevcut koşullara göre gereken çiftlik gübresi dışarıdan temin edilerek hiç hayvan beslemeden de yapılabilmektedir.

10. Bilindiği gibi tarımsal üretimde, verim ve kalite arasında ters bir orantı mevcuttur. Genel kural olarak ikisi arasında denge kurulmalıdır. Ancak ekolojik tarımda bu denge oluşturulur iken verimdeki artış ile birlikte ürün kalitesindeki artışta ihmal edilmemelidir.

11. Ekolojik üretim yapan tarım işletmesinde başta petrol olmak üzere fosil yakıtlar ve diğer enerji kaynakları optimum verimi sağlayacak düzeyde azami tasarruf kuralına uyularak kullanılmalıdır. Enerji kullanımında güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi doğal enerji kaynakları olabildiğince tercih edilmelidir.

12. Tarım işletmesi çok yönlü ve çekici bir şekilde düzenlenmelidir (Peyzaj düzenlenmeleri, meyve bahçeleri vb.). Bu amaçla dinlendirici etkiye sahip bir mekanın kurulması, bunun muhafazası ve uzun süreli faydalı üretim (sürdürülebilirlik) esas alınmalıdır.

13. Ekolojik tarım işletmeleri gelişme olanakları bulunan; üreticiye, çalışanlarına tatmin edici kazanç ve imkan sağlayabilen yeterlilikte olmalıdır. Ekolojik işletmede, işletme organizasyonu çok yönlü olduğundan dolayısıyla pazara farklı ürün çeşitleri sunulabildiğinden işletmecinin rizikosu azalmaktadır. Bunun yanında işletmede kullanılan enerji ve girdilerdeki azalma ekonomik avantaj sağlamaktadır.

14. Ekolojik tarımda kullanımı yasaklanan bazı maddeler şunlardır:

  • Sentetik kimyasal gübreler ve sentetik kimyasal ilaçlar.
  • Depoda koruyuculuğu arttıran ve hasattan sonra olgunlaşmayı teşvik edici sentetik kimyasal maddeler.
  • Bitki ve hayvan yetiştirmede hormonlar ve büyüme düzenleyici maddeler.

15. Ekolojik tarım girdi kullanılmadan yapılan bir tarım şekli değildir. Kullanılacak girdiler yönetmelikte belirtilen maddeler olmalı veya ekolojik tarımda kullanma sertifikasına sahip ürünler olmalıdır. Örneğin; 1l Temmuz 2002 tarih 24812 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan yönetmelikte de ifade edildiği gibi, ekolojik olarak üretilmiş ürünlerin işlenmesi ve hazırlanması sırasında kullanılabilecek maddeler yanında, ekolojik tarımsal üretimde bitki besin maddesi olarak ve hastalık kontrolünde kullanılabilecek ürünler ve bunların kullanım koşulları belirtilmiştir. Buna göre;

3.2.1.Gübreleme ve toprak iyileştirmede kullanılabilecek maddeler:
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Çiftlikte üretilen Organik Maddeler: Çiftlik gübresi, çiftlik sıvı atıkları (şerbet), kurutulmuş çiftlik gübresi ve dehidre kanatlı gübresi, kanatlı ve çiftlik gübresinden elde edilmiş kompostlar, bitki atıkları ve yeşil gübreler, saman, yaprak ve diğer bitkiler, fındık cüruf kompostu, bitki yaprakları ve diğer maddelerden yapılan kompostlar.

Diğer Organik Maddeler: Diğer kaynaklardan sağlanan sap ve saman kültür mantarı üretim artıkları bıçkı tozu, talaş, ağaç artıkları ve kabukları, talaş ve tahta parçaları, ağaç kabuğu kompostu, ağaç külü, deniz yosunları ve deniz yosunu ürünleri, kuş gübreleri, solucan ve böcek dışkıları, gıda ve tekstil endüstrisinden sağlanan organik yan ürünler, turta (torf, peat), gübre için bitki kaynaklı ürünler (ör; yağlı tohum küspesi, mait vs.), organik kentsel atıklardan yapılan kompost

Hayvansal Kaynaklı Ürün ve Yan Ürünler: Kan unu, tırnak ve boynuz unu, kemik unu (veya jel formu), balık unu, et unu, tüy, saç unu, yün kürkü, saç, süt ürünleri.

Mineraller ve Kakaçlar: Humat, ham hürnik asit tozu (Leonardit), Hürnik asit, alçı taşı (jips), tebeşir, doğal kalsiyum karbonat, yumuşak kaya fosfatı, krandalit, fosfolit, Alüminyum Kalsiyum fosfat, silvinit, karnalit, lagbenit, kainit, dolomit, epsomit, deniz yosunu esaslı fosil kayalar, tüf, kükürt, borat, kaya unu, demir sülfat, demir vermikulit, perlit, klinoptilolit, cüruf, sodyum klorür, şeker üretiminden elde edilen endüstriyel kireç, mikro elementler (eser maddeler) (kontrol organınca tanınmış)

Mikrobiyol Gübreler: Rhizodium bakterileri, azotlu bakteriler, azospirillum, Clostridium, mavi-yeşil algler, inikorizalar.

3.2.2Bitki zararlı ve hastalıkların kontrolünde kullanılabilecek ürünler:
[Konu Başlığı] [Önceki Konu]

Bitki ve hayvansal orijinli maddeler: Nem ekstraktı, hidrolize proteinler, lesitin, balmumu, jelatin, nikotin ekstraktı, nane ve kimyon yağı gibi yağlar, chrysanthemum cineria efolium’dan ekstrakte edilen doğal proteinler, quasria ekstraktı, retonone ekstraktı.

Biyolojik Zararlı Kontrolünde Kullanılacak Mikroorganizmalar:

Bakteri, virüs ve mantar gibi organizmalar (ör: Bacillus thuringiensis preparatları, granüler yapıda virüs preparatları

Tuzak, Dağıtıcı ve Çekicilerde Kullanılabilen Maddeler: Diamonyum fosfat, metaldehit, feromo, sentetik piretroitler (sadece deltamethrin veya lambda cyhalothrin).

Geleneksel Olarak Kullanılan Maddeler: Bakır hidroksit, bakır oksiklorür, bakır sülfat, bakır oksit, etilen, arap sabunu, kalinit, kalsiyum polisülfit, parafın yağları, mineral yağlar, potasyum permanganat, kuartz tuzu, kükürt, demir III ortofosfat.

4. ORGANİK TARIMDA YASAL UYGULAMALAR

4.1. Giriş
4.2. Yönetmelik Çalışmaları
4.3. Organik Tarım Yürütme ve İzleme Organları
4.4. Organik Tarım Metodu’nun Genel Kuralları
4.5. Organik Tarıma Başlama
4.6. Kontrol ve Sertifikasyon Çalışmaları
4.7. Organik Tarım Ürünlerinde Kullanılacak Logolar
4.8. Organik Tarım Eğitim Çalışmaları
4.9. Sözleşmeli Tarım
4.10. Ekolojik Tarımda Proje Hazırlama ve Yönetim

4.1. Giriş
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Dünya ticareti 1970’li yılarda başlamış olan organik tarımdaki gelişmelere uygun olarak, Avrupa orijinli firmalar Türkiye’den organik ürün talebinde bulunmuş ve böylece 1984-1985 yıllarında kuru üzüm ve incirin organik olarak üretilmesi ile ülkemizde başlamıştır.

Türkiye’de 1990 a kadar sadece 8 üründe organik üretim yapıldığı halde 2000 yılında bu miktar 95 ürüne çıkmıştır. 1990 yılında 1.037 ha olan üretim alanı ise 2000 yılında 52.002 hektara, 1037 adet olan üretici sayısı aynı süre içinde 18.375 kişiye ulaşmıştır.

2000 yılı organik üretim miktarı kuru ve kurutulmuş meyveler ve tohumlarda 143.819 ton, yaş meyvelerde 20.940 ton, sebzelerde 4.200 ton, tarla bitkilerinde 38.416 ton, üzümsü meyvelerde 3.082 ton ve tıbbi bitkilerde 3.096 ton ve diğerlerinde ise 5.714 tondur.

4.2. Yönetmelik Çalışmaları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Gelir düzeyi yüksek ülkeler başta olmak üzere, birçok ülkelerde bilinçlenerek örgütlenen üretici ve tüketiciler, doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle, insanlara toksak etki yapmayan tarımsal ürünleri üretmeyi ve tüketmeyi tercih etmeye başlamışlardır. Bu amaçla yeni bir üretim tarzı, konvansiyonel tarıma alternatif olarak konmuş ve değişik ülkelerde ekolojik veya organik tarım isimlerimle anılmıştır. Organik tarım Avrupa Birliği ve FAO tarafından alternatif üretim yöntemi olarak kabul edilmiş ve programlarına alınmıştır.

1972 yılında tüm dünyadaki organik tarım hareketlerini bir çatı altında toplamak ve düzenlemek amacıyla IFOAM ( Uluslararası Tarım Federasyonu) Teşkilatı kurulmuştur.

Türkiye’de Avrupa topluluğundaki gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köy işleri Bakanlığının çeşitli kurum ve kuruluşlarının işbirliği ile 18 Aralık 1994 tarih ve 22145 sayılı “ Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine ilişkin Yönetmelik” Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Organik olarak üretilen ve sertifikalandırılan ürünlerin ihracatı için gerekli düzenlemeler yapılarak 06 Ocak 1996 tarih ve 22515 sayılı Resmi Gazete yayımlanan İhracat Rejim Kararı ihracat Yönetmeliğinde Organik Tarım Ürünleri Sertifikaya Bağlı Kayda Tabi ürünler listesinde yer almıştır.

Organik ürünlerin taşınması ve pazarlamasında. 16/ 11/ 1997 tarihli ve 231 72 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türk Kodeksi Yönetmeliği ve 9/6/1998 tarihli ve 23367 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine dair Yönetmelik hükümlerine uyulur.

Organik tarımın Esasları ve Uygulamasına ilişkin Yönetmelik 11 Temmuz 2002 tarih ve 24812 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Bu yönetmelik, bozulan ekolojik dengeyi yeniden tesis etmek, bitki, hayvan ve insan sağlığını koruyan organik ürünler ve ürünlerin üretimi için kullanılacak girdilerin üretimini sağlamak, organik üretimi yurt genelinde yaygınlaştırmak, organik ürünlere talebi arttırmak, tüketiciye sağlıklı, kaliteli organik ürünler sunmak, organik ürün ve girdi ithalatını disipline etmek, organik ürün ihracatını geliştirmek amacıyla bitkisel, hayvansal ve su ürünlerinin ve bu üretimler için kullanılan her türlü girdilerin organik tarım metoduna uygun bir şekilde üretilmesi, işlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi, depolanması ve taşınması ile yurt içinde ve dışında pazarlamasındaki her aşamanın kontrolünün yapılması, sertifikalandırılması, denetlenmesi hususlarında uygulanacak esasları belirlemek maksadıyla hazırlanmıştır.

Yönetmelik kapsamında her türlü bitkisel ve hayvansal ürünler, su ürünleri ve girdilerin organik tarım metoduna uygun olarak üretilmesi ile orman ve doğal alanlardan organik tarım ilkelerine uygun olarak ürün toplanması, bu ürünlerin işlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi, depolanması, taşınması, yurt içinde ve dışında pazarlaması, kontrolü, sertifikalandırılması ve denetlenmesine ilişkin teknik ve idari hususlar bulunmaktadır.

4.3. Organik Tarım Yürütme ve İzleme Organları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Organik yürütme ve izleme organları; organik tarım komiteleri, organik tarım ulusal yönlendirme komitesi, organik tarım ulusal ticaret komitesi ve organik tarım proje ve araştırma ulusal komitesi olmak üzere dört bölümü içermektedir.

Organik tarım komitesi, Bakanlık Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığında; Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü ve Dış İlişkiler ve Avrupa Topluluğu Koordinasyon Dairesi Başkanlığından konu uzmanı teknik görevliler veya kuruluşları tarafından görevlendirilecek elemanlardan oluşur. Komite başkanlığı ve sekreteryası, Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu tarafından yürütülür.

Organik Tarım Ulusal Yönlendirme Komitesi; Bakanlık Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanı başkanlığında, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Orman Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, ihracatı Geliştirme Etüt Merkezi, Türk Ziraat Mühendisleri Odası, Veteriner Hekimler Konseyi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Derneği, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, ihracatçı Birlikleri, sivil toplum örgütleri ile Komitenin toplantı gündemiyle ilgili görüşlerinin alınmasında yarar gördüğü kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşur. Olağan olarak yılda iki kez toplanır.

Organik Tarım Ulusal Ticaret Komitesi. Bakanlık, Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanı başkanlığında, Dış Ticaret Müsteşarlığının ihracat Genel Müdürlüğü, Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü ve Dış Ticarette Standardizasyon Genel Müdürlüğü, Gümrük Müsteşarlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi, ihracatçı Birlikleri Genel Sekreterlikleri konu uzmanları, Tüm Gıda İthalatçıları Derneği, Tüm Gıda İhracatçıları Derneği, Komitenin toplantı gündemiyle ilgili görüşlerinin alınmasında yarar gördüğü kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşur. Olağan olarak yılda dört kez toplanır.

Organik Tarım Proje ve Araştırmaları Ulusal Komitesi; Bakanlık, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürü başkanlığında, toplantı gündemine göre, Organik Tarım Ulusal Yönlendirme Komitesi üyesi kuruluşların araştırma ve proje birimleri, Bakanlığa bağlı araştırma enstitüleri, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu, Ankara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Üniversitelerin ilgili fakültelerinin organik tarım konusunda uzmanlaşmış temsilcilerinden oluşur. Olağan olarak yılda iki kez toplanır.

4.4. Organik Tarım Metodu’nun Genel Kuralları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

A11 Temmuz 2002 tarih ve 24812 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikte belirtilen kurallara uymak kaydıyla tüm ülke sathında organik tarım metodu uygulanabilir. Bu konuda aşağıdaki koşullara uyulur.

A1. Karayolları Genel Müdürlüğü ağındaki ana yollara, 1 Km. mesafedeki tarım arazilerinde organik bitkisel üretim yapılamaz.

A2. Ağır sanayi tesisleri, reaktör, hidrolik ve termik enerji santrallerine, maden işletmelerine, kentsel atıkların toplu olarak bırakıldıkları alanlara 3 Km. mesafedeki tarım arazilerinde organik tarım yapılamaz.

A3. Burada bahsedilen hususlar dışında, çevre kirliliğinden şüphe duyulan alanlarda organik tarım yapılıp yapılmayacağına, konu uzmanlarının raporu istenerek kontrol ve /veya sertifikasyon kuruluşu tarafından karar verilir.

Organik tarım, sözleşmeli tarım esasına dayanır. Sözleşme; Bakanlığın, 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanan, Sözleşmeli Tarımsal Ürün Yetiştiriciliği ile ilgili Usul ve Esaslar Hakkındaki Tebliğ hükümetlerine göre sözleşmeli müteşebbise yaptırılır.

Organik tarım, bir kontrol ve /veya sertilikasyon kuruluşunun denetiminde yapılır.

4.5. Organik Tarıma Başlama
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Organik tarım metoduyla üretim yapmak isteyen herhangi bir müteşebbis bir kontrol ve/veya sertifikasyon kuru başvurur.

Kontrol ve /veya sertifikasyon kuruluşu, başvuruda bulunan müteşebbisin organik tarım metoduyla üretim yapıp yapmayacağına karar verir.

Uygun bulunan müteşebbis, kontrol ve/veya sertifikasyon kuruluşu ile sözleşme yapar. Müteşebbis, organik tarım faaliyetini bireysel olarak yapabildiği gibi, bir proje dahilinde de yapabilir. Kontrol ve/veya sertifikasyon kuruluşu, müteşebbis ister bağımsız, ister proje dahilinde olsun, müteşebbise bir kot numarası verir. Bu kod numarasını, her türlü sözleşmenin bir örneğini ve sözleşme yaptığı müteşebbislerin listesini, gereği için Komiteye, bilgi için de,organik tarımın yapılacağı İl veya İlçe Tarım Müdürlüğüne en geç bir ay içinde bildirmek zorundadır. ilçe Tarım Müdürlüğü, kendisine bildirilen müteşebbisi derhal kayıt altına alır ve il Tarım Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şube Müdürlüğüne bildirilir. Kod numarası, Komitece hazırlanacak ve kontrol ve/veya sertifikasyon kuruluşlarına bildirilecek kodlama sistemine göre verilecektir.

Orman alanlarından ürün toplayan müteşebbis, ürün toplamadan önce, Orman Bakanlığından izin almak zorundadır. Bu izinle, bir kontrol ve / veya sertifikasyon kuruluşuna başvurarak, alanın ürün toplamaya uygun olup olmadığını tespit ettirir. Uygunluğu durumunda sözleşme imzalar. Doğal alanlardan ürün toplayan müteşebbis, ürün toplamadan önce, bu alanların mülkiyetinin veya kullanma hakkının ait olduğu makamdan izin almak zorundadır. Bu izinle, bir kontrol ve/veya sertifikasyon kuruluşuna başvurarak, alanın ürün toplamaya uygun olup olmadığını tesbit ettirir. Uygunluğu durumunda sözleşme imzalar.

Su ürünleri üretimi yapacak müteşebbis, kamuya ait alanda üretim yapacaksa. ilgili kurumdan gerekli izinleri alır. Bu izinle bir kontrol ve/veya sertifikasyon kuruluşuna başvurarak, alanın su ürünleri yetiştiriciliğine uygun olup olmadığını tesbit ettirir. Uygunluğu durumunda sözleşme imzalar.

Komite ve İl Tarım Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şube Müdürlüğü, kendisine bildirilen müteşebbisi organik tarım metodu uygulayan müteşebbis olarak kayıt altına alır. Kayıt altında olmayan her türlü müteşebbis organik tarım faaliyetinde bulunamaz.

4.6. Kontrol ve Sertifikasyon Çalışmaları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Organik tarım kontrollü ve sertifikaya bağlı bir üretim faaliyetidir. Ülkemizde organik tarım faaliyetlerini yönetmelik uyarınca Bakanlığımızdan yetki almış özel organlar tarafından yapılmaktadır. Kontrol iki aşamadan oluşur. Bunlardan birincisi müteşebbis kontrolüdür. Komite bu yetkiyi kontrol ve/ veya sertifikasyon kuruluşuna devreder. İkincisi ise, kontrol ve/ veya sertifikasyon kuruluşunun kontrolüdür. Kontrolyel veya sertifikasyon kuruluşunun kontrolü ve denetlenmesi yetkisi Komiteye aittir. Her iki kontrolün de güvenirliği açısından Komite gerekli görür ise, kendisinin veya bir kontrol ve/ veya sertifikasyon kuruluşunun yaptığı bir kontrolü, Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve istatistik Şube Müdürlüğünde çalışan organik tarım uzmanına, başka bir kontrol ve /veya sertifikasyon kuruluşuna, kontrolöre veya uygun göreceği uzman kişi veya kuruma yeniden kontrol ettirebilir veya denetleme yetkisi verebilir. Kontrol yetkisi verilen kuruluşlar veya kontrolörler yetkilerini başka bir kurum ve/veya kuruluşa veya kişiye devredemez.

Ülkemizde kontrol ve/veya sertifikasyon faaliyetinde bulunmak isteyen yerli veya yabancı özel veya resmi kuruluşlar Bakanlık bünyesinde bulunan Organik Tarım Komitesine başvurur. Komite tarafından gerekli incelemeler yapıldıktan sonra uygun bulunan kuruluşlara 3 ay içinde kontrol ve /veya sertifikasyon izni verilir.

Bugüne kadar 7 yabancı ve 1 adet Türk firmasına kontrol ve sertifikasyon faaliyetinde bulunma izni verilmiştir.

Ülkemizde, BCS-ÖKO GARANTİE, İMO, ECOCERT, SKAL, INAC, BİO AGRİCOOP yabancı kontrol ve sertifikasyon firması, EKOTAR yabancı kontrol firması ve ETKO ise Türk kontrol ve sertifikasyon firması olarak faaliyet göstermektedir.

Organik olarak üretilen tarımsal ürünler ihraç edilirken 06 Ocak 1996 tarih ve 225 15 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “İhracat Rejim Kararı “ve buna bağlı “İhracat yönetmeliğine” göre her ihraç edilen parti için kontrol organından bir ihracat sertifikası alınmakta ve bunu İhracatçı Birliklerine ibraz ettikten sonra ürünün ihracatına izin verilmektedir.

4.7. Organik Tarım Ürünlerinde Kullanılacak Logolar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

11 Temmuz 2002 tarih ve 24812 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğe göre organik tarımsal ürün veya organik tarımsal madde üreten ve pazara sunanlar ambalâj logo kullanmak zorundadırlar. Bu logoları üzerinde bulundurmayan ürünler organik olarak iç ve dış pazara sunulanlar, reklam ve tanıtım yapılamaz ve bu kelimeler veya kısaltmalarıyla patent için başvuramazlar.

Bu logoların bulunduğu etiketleri, Bakanlık kendi basar veya bastırır. Etiketi kullandırma yetkisi Bakanlık yetkili organı Komiteye aittir. Bu logo, bu Yönetmelik hükümlerine göre üretimi yapılmış ham madde, yarı mamul veya mamul tarımsal organik üretim maddelerine, Bakanlığın yetki verdiği kontrol ve /veya sertifikasyon kuruluşlarınca müteşebbislere vererek kullandırılır.

Üretimin niteliği, ebadı ve ambalajın türüne göre logo örneklerinden biri kullanılır. Logoların çapı, 20 mm den küçük 40 mm den büyük olamaz. Verilen renkler dışındaki renkler ve tonlar kullanılamaz. Logolarda kullanılacak renkler Yeşil, mavi, siyah ve beyazdır.

4.8. Organik Tarım Eğitim Çalışmaları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Ülkemiz, organik tarım konusunda son yıllarda hızlı gelişme göstermiştir. Bulunduğu coğrafik konum, iklim ve toprak yapısı, ürün çeşitliliği, tarımda çalışan nüfusun fazla olması gibi faktörlere bağlı olarak uygun bir yapı göstermektedir. Ülkemizdeki organik tarım hareketinin sağlıklı gelişmesini desteklemek amacıyla 1992 yılında İzmir'de E.Ü. Ziraat Fakültesi bünyesinde Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) kurulmuştur.

Bu derneğin amacı; organik tarımın tanıtılmasına, yayılmasına ve bu konuda bilimsel araştırmaların yapılmasına çalışmak, organik tarım konusunda faaliyette bulunan kişi, kurum ve kuruluşlara yardımcı olmak, organik ürünler için iç pazar oluşturmak, sertifikasyon ve teftiş çalışmalarında organizasyon desteğinde bulunmak,üretim, işletme ve pazarlama aşamalarında ortaya çıkan tüm sorunların çözümünde ilgili yerli ve yabancı, özel ve tüzel, kişi ve kuruluşlar ile ilişkilerde bulunmak, inceleme yapmak, rapor düzenlemek ve kamuoyunu aydınlatmaktır.

Organik tarım dalında faaliyet gösteren kişilerin bilimsel niteliklerinin geliştirilmesine yardımcı olacak her türlü konferans, sempozyum, seminer, toplantı ve inceleme gezilerini destekler ve kurslar açar. Organik tarıma uygun tarım politikaları, yönetmelikler geliştirir ve uygular, organik ürünlerin iç ve dış piyasaya yönelik tanıtımını sağlamak ve tüketimini teşvik etmek amacıyla çalışmalarda bulunur.

Tarım ve Köy işleri Bakanlığının Yatırım Programı kapsamında Organik Tarımın Yaygınlaştırılması ve Kontrolü için bir proje geliştirilmiştir. Bu proje ile tüm ülke çapında organik tarım ürünlerinin yetiştiriciliğini yaygınlaştırmak, ihracatçı taleplerini karşılamak, ürün çeşit ve miktarını arttırmak ve bunların yönetmelik esaslarına göre yapabilmek için eğitim çalışmalarına başlanmıştır. Bu eğitim çalışmalarıyla gerek çiftçiyi gerekse kontrol firmalarının faaliyetlerini denetleyecek düzeyde bilgi sahibi olacak Bakanlık elemanlarının ve kontrol firmalarında ihtiyaç duyulan yeni kontrol adaylarının eğitimleri sağlanmıştır.

1997 yılında başlayan eğitim çalışmaları İl Müdürlüğümüz, ETO Derneği ve E.Ü. Ziraat Fakültesinin ortak çalışmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Bugüne kadar düzenlenen kurslarda bakanlık personeli ile çeşitli kuruluşlarda çalışan ve işsiz ziraat mühendisi olmak üzere toplam 548 ziraat mühendisi eğitilmiştir. Ayrıca 81 ilin Çiftçi Eğitim ve Yayım ile Proje ve istatistik Şube Müdürlerinin eğitimleri de gerçekleştirilmiştir.

Organik Tarımın Kontrolü ve Yaygınlaştırılması Projesi kapsamında eğitim çalışmaları yer yıl teknik eleman düzeyinde gerçekleştirilmektedir.

4.9. SÖZLEŞMELİ TARIM (SÖZLEŞMELİ TARIM TEBLİĞİ UYGULAMASI)
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Sözleşmeli tarım veya sözleşmeli çiftçilik, tarımsal üretim yapan çiftçilerle bunların ürünlerini satın alacak özel veya tüzel kişiler arasında “sözleşme”ye dayalı bir üretim şeklini ifade etmektedir.

Sözleşme üretici ve üretilecek ürünü alacak alıcı arasında yapılır. Üretici belirli bir genişlikteki arazisini bu ürüne tahsis edeceğini veya belirli miktarda ürünü alıcıya teslim edeceğini taahhüt eder. Buna karşılık alıcı belirli giderleri ( tohum, fide, fidan, gübre, ilaç vb.) ve gerekli teknik bilgiyi üreticiye vermeyi ve üretilen ürünü belirli fiyatlardan almayı

taahhüt eder.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, sözleşmeli tarımsal üretimin düzenlenmesi amacıyla bir tebliğ yayınlamıştır. 1 Ağustos 1998 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan “Sözleşmeli tarımsal

Ürün Yetiştiriciliği İle İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğe göre aşağıda belirtilen hususların sözleşmede yer alması zorunludur.

A1. Tarafların adı ve unvanı, faaliyet gösterdikleri ve ikamet ettikleri yerin açık adresi

A2. Sözleşmeye konu ürünün cinsi, çeşidi, muhtemel teslim miktarı, teslim yeri, şekli ve zamanı, ürünün üretimi için kullanılacak yöntem veya yöntemlerle ilgili olarak hazırlanan ve ürünün yetiştirilmesi ile ilgili faaliyetlerin plan ve bilgileri, muhtemel hasat ve kesim tarihi tartım yeri ve nakliye ile ilgili temel hususlar, bu faaliyet ile işlemlerin sorumluluklarının ait olduğu özel ve tüzel kişilerin belirlenmesi.

A3. Üretimin yapılacağı yer, ürüne ait var ise “Türk Standartları Enstitüsü” standardı veya alıcı tarafından belirlenecek kalite normları, ürünüm muhtemel satış fiyatı ile ürün bedelinin ödeme zamanı ve şekli, taksitli ödemelerde ödeme planına göre uygulanacak faiz oranları.

A4. Üretim faaliyetlerinin başlangıcından ürünün teslim ine kadar olan dönemlerde, her ürün ve üretim faaliyetlerinin kendi özellikleri gereği olarak, üretimin her evresinde gerekli olacak ana madde, yardımcı madde, malzeme ve teçhizat gibi girdilerin, nakdi avansın veya işletme kredilerinin; birim fiyatı, tutarı, temin şekli, teslimi, ödeme şekli ve zamanı.

A5. Ürünün , sözleşme yürürlükte kaldığı süre içerisinde üçüncü kişilere satılamayacağı.

A6. Teslim edilecek ürünün sözleşmede yer alan normları dışında; ticari değerini etkileyecek herhangi bir şekilde hatalı, hileli, bozuk, çürük. hasta, başka ürünlerle karışık, deforme olmayacağı.

A7. Sözleşme ile belirlenen miktarın yalnızca alıcıya satılabileceği ve alıcının sözleşmeye uygun olarak belirtilen ürünü satın almak zorunda olduğu.

A8. Üretim yerlerinin, üretimin her safhasında, alıcı veya alıcı tarafından tayin edilen kimselerce kontrol yetkisinin bulunduğu.

A9. Üretici veya üreticinin resmen vekil tayin ettiği kişi veya kişilerin üretim süresince üretime nezaret etme zorunda olduğu.

A10. Üretimin yapılacağı yeri belgelemek için üretimin yapılacağı yere ait tapu senedi veya kira sözleşmesi ile kadastro planı veya çaplı tasarruf belgesinin yoksa alıcının kabul edeceği bir belgenin bir örneğinin sözleşmeye ekli olması.

A11. Ürünün, sözleşmede gösterilen üretim yeri dışındaki bir yerde üretilmiş ürünlerle karıştırılamayacağı.

A12. Alıcı tarafından sözleşme karşılığı yapılan üretim faaliyetleri ile ilgili her türlü girdi ve nakdi avansın bu sözleşmeli üretimin yapılacağı Yerin dışında kullanılamayacağı.

A13. Don, kuraklık, deprem, sel, kasırda gibi doğal afetlerin ilgili resmi makamlardan alınacak raporlar ile belgelendirilmesi halinde ise üreticiden tazminat talep edemeyeceği, grev, lokavt. işletmede meydana gelen önemli teknik arıza veya iflasın ilgili resmi kuruluş raporu ile belgelendirilmesi halinde ise üreticinin, alıcıdan tazminat talep edemeyeceği

A14. Üretimden teslime kadar olan tüm safhalar için kabul edilebilir toplam fire miktarının belirtileceği.

A15. Üretimin ekolojik tarım esaslarına veya entegre mücadele programlarına uygun olarak yapılıp yapılamayacağı.

A16. Sözleşmenin noterde yapılması durumunda noter masraflarının alıcı tarafından ödeneceği.

A17. Bitkisel üretimin, Tarım müdürlüklerince önerilen münavebe planına uygun olarak, hayvansal ve su ürünleri üretiminin Bakanlıkça belirlenen esaslara göre yapılacağı.

A18. Ürün kalitesinin belirlenmesi için numunenin, hangi esaslara göre alınacağı.

A19. Sözleşmede yer alan taahhütlerden herhangi birisine uyulmaması halinde taraflarca hangi mahkemelerin ve icra müdürlüklerinin yetkili olarak kabul edildiği,

Taraflar, yukarıda belirtilen genel hükümlere aykırı olmayacak şekilde sözleşmeye özel hükümler koyabilirler Bu genel hükümlere aykırı hükümler geçersizdir.

Üretici ve alıcının anlaşması halinde sözleşmeye esas ürünler Tarım Sigortası kapsamında sigorta ettirilir.

Ürünün, ödemeye esas fiyatı. üretici ve alıcı arasında serbest piyasa prensipleri çerçevesinde yapılacak anlaşmaya göre belirlenir.

Ürünün alıcıya teslimi sırasında , sözleşmeyle belirlenen ödemeye esas satış fiyatına göre hesaplanan ürün bedelinden alıcı tarafından üreticiye borç senedi ile verilen ayni ve nakdi avanslar düşülür. Aradaki fark, sözleşmede belirtilen ödeme planına ve şekline uygun olarak alıcı tarafından üreticiye ödenir.

Taraflar, bulunması zorunlu olan hükümler ve koymak istedikleri özel hükümleri içeren bir sözleşmeyi yazılı olarak iki suret düzenlerler. Bunun bir sureti üreticide bir sureti de alıcıda kalır. Devlet desteği olan Projeli Üretim faaliyetlerinin söz konusu olduğu durumlarda sözleşme üç suret olarak düzenlenerek bir sureti alıcı tarafından ilgili kuruluşun Müdürlüğüne verilir.

Sözleşmede yer alan taahhütlerden herhangi birisine, bir tarafın uymaması halinde, iddia sahibi taraf, Tarımsal Üretim Sözleşmesinin bir örneği ile İl veya İlçe Tarım Müdürlüğü’ne başvurarak, durumun tespit edilmesini talep eder. Tarım Müdürlüğünce görevlendirilen iki kişiden az olmayan bir heyet, durumu yerinde inceleyerek bir rapor düzenler. Bu raporun bir örneği ilgiliye verilir, Aslı Tarım Müdürlüğü’nce saklanır. Durumun bu şekilde tespitinden sonra taraflar mevcut soruna müştereken bir bir çözüm bulamazlar ise durumu yargıya intikal ettirirler. Yapılacak işlem sözleşmede belirtilen yargı organlarının kararına göre belirlenir.

Anlaşmazlık halinde, sözleşmenin yapıldığı yerdeki mahkemeler, icra daireleri yetkili ve görevlidir. Üretim hangi ilçe sınırları içerisinde yapılıyorsa o ilçenin İlçe Tarım Müdürlüğü görevli ve yetkilidir.

Üretilen ürünün miktarı sözleşmede belirtilen Muhtemel Teslim Miktarından % 25ine kadar az olması halinde alıcı için tazminat hakkı doğmaz.

Sözleşmedeki teslim miktarından fazla üretilen ürünün alıcı tarafından alınmaması halinde de üretici tazminat talep edemez.

EKOLOJİK TARIM ÜRÜNÜ YETİŞTİRİCİLİĞİ SÖZLEŞMESİ (ÖRNEK)

4.10. Ekolojik Tarımda Proje Hazırlama ve Yönetim
[Konu Başlığı] [Önceki Konu]

Ekolojik tarım, tarımsal üretimin çevreye zarar vermeden gerçekleştirildiği alternatif bir tarım yöntemidir. Ülkelerin kullandıkları ana dillerine göre Ekolojik talim aynı zamanda Organik tarım ve Biyolojik tarım olarak da adlandırılmaktadır.

Ekolojik tarım ile kimyasal tarımı ayıran özelliklerin başında, ekolojik tarımın sahip olduğu temel ilkeler gelir.

Bu ilkeler;

1. Doğa ile uyumlu şekilde üretim,
2. Kapalı sistem tarım,
3. Ürün münavebesi.

İşte bu nedenlerden dolayı, ekolojik tarımda alternatif tarım teknikleri ve ilkelerinin gerçekleştirilmesini sağlamak için üretimin belirli bir proje kapsamında yürütülebilmesi gerekmektedir. Ayrıca, yürütülen ekolojik üretim projesinin kontrolü ve sertifikasyonu zorunludur. Bu nedenle, öncelikle ekolojik tarımda yer alan bu kavramları ve işlevlerini tanımlayalım.

Danışman: Ekolojik üretimin gerçekleştirilmesinde bilgi ve deneyimleri ile değişik aşamalarda katkıda bulunan ve yol gösteren kişi ve kuruluşlara verilen genel isimdir.

Kontrol: Gerçekleştirilen ekolojik üretimin kurallarına uygunluğunu araştıran. bu amaçla üretici dosya bilgileri, arazi ve işletme denetimlerinin yapılmasını kontrol eden kişiye kontrolör denilmektedir.

Sertifika: Ekolojik yöntemler ile üretildiği ileri sürülen ürünün kontrolör tarafından kabul edilmesi durumunda, adı geçen ürünün ekolojik olduğunu gösteren ve ilgili kuruluşlarca düzenlenen bir belgedir.

İşte, danışman ekolojik olarak üretimi söz konusu olan ürünün projelendirilmesi, kontrole hazırlanması ve sertifikasyonun gerçekleşmesini sağlamak üzere çalışmalarını belirli bir çerçeve içerisinde yürütür. Bu çalışmalar üretici ile birlikte arazi üzerinde olduğu gibi, satın alımı gerçekleştiren tüccar, işletici ve ihracatçı ile birilikte koordine edilmesi gerekmektedir. Sistemin ve ekolojik ürü nün güvenilirliğini sağlamak için üretimden ihracata kadar her aşamanın çok açık bir şekilde olması ve belgelendirilmesi gerekmektedir. Kimyasal üretimde yer almayan bu konuların belirli bir eğitim çalışması ile birlikte ilgili kişilere verilmesi gerekmektedir.

Yapılması gerekli işlemleri aşama aşama şu ana başlıklar altında toplamak mümkündür;

Arazi:

  • Ekolojik konum,
  • Projeye uygunluk,
  • Toprak verimliliği,
  • Geçmiş yıllar tarım faaliyetleri,
  • Plan/ kroki,
  • Kodlama,

Ekolojik üretimin gerçekleştirilmesi planlanan arazi üzerinde, danışman tarafından arazinin ekolojik üretime uygunluğu incelenir. Yoğun bir çevresel kirliliğin ve dolayısıyla arazi ya da üretimi söz konusu ürüne bulaşma riskinin mevcut olduğu yörelerde ekolojik üretim belirli önlemler altında mümkün olabilir ya da söz konusu olamaz.

Arazi üzerinde yapılan fiziksel incelemelerde ekolojik üretim mümkün görülür ise yöntemine uygun olarak alınacak toprak örneklerinde toprak verimliliğine yönelik analizler yaptırılır. Gerek arazideki mevcut kirlilik hakkında bilgi edinmek ve gerekse ekolojik tarıma geçiş döneminin belirlenebilmesi için arazi sahibinden adı geçen arazide geçmiş yıllarda uygulanan tarımsal işlemler hakkında bilgi alınır. Arazinin kolay teşhis edilmesini ve diğer tarımsal arazilerden ayırımını sağlayacak plan ya da krokisi çizilir.

Arazi üzerinde yapılan incelemeler, toprak analiz sonuçları ve üreticiden alınan bilgiler ekolojik tarım yapısına uygun ise, adı geçen arazinin belirli bir sistem içerisinde kodlaması yapılır. Bu kodlama, o araziden elde edilecek ekolojik ürünün her aşamada izlenebilmesi açısından gereklidir.

Üretici:

  • Projeye uygunluk,
  • Mevcut tarımsal faaliyetler,
  • Girdi kullanım ve depolama koşulları,
  • İlaçlama ve toprak işleme ekipmanları,
  • Ürün depolama olanakları,
  • Hayvansal varlıklar,
  • Dokümantasyon,

Sözleşme,

  • Kodlama,
  • Ürün etiketleme,
  • Eğitim.

Ekolojik tarımın daha doğrusu her türlü tarım sisteminin vazgeçilemez iki ana unsuru vardır. Bunlar; tarımsal üretimin gerçekleştirileceği alan(arazi) ve üretimi bizzat gerçekleştirecek üreticidir. İkinci unsur olan arazi üzerinde ekolojik tarım yönteminde ne gibi işlemler yapılması gerektiğini açıkladık. Şimdi üretici ile ilgili yukarıda maddeler halinde verilmiş olan işlemleri açıklayalım.

Üreticinin hali hazırda sahip olduğu tüm tarımsal faaliyetlerin açık bir şekilde bilinmesi gerekir. Bu şekilde o üreticinin projeye girişinden itibaren ileriki yıllara yönelik bütünsel bir üretim planlaması yapılabilir.

Bir üreticinin aynı yıl içerisinde farklı arazilerde farklı ürünleri ekolojik ve kimyasal üretimi söz konusu ise, tarımsal girdi kullanım çizelgesi çıkartılmalı ve bu girdilerin depolanma koşulları açık olarak belgelendirilmelidir.

Üreticinin sahip olduğu tarımsal araç parkının ekolojik tarıma yeterliliği incelenmelidir. Tüm ekipmanları kayıt altına alınmalıdır.

Hasat sonrası - satış öncesi süre içerisinde ürünlerin depolanacağı yerler incelenmeli, planlanmalı ve kayıt edilmelidir.

Ekolojik tarımın ana ilkeleri içerisinde yer alan kapalı tarımsal işletme (kendine yeterlilik) ilkesinin gereği, projede yer alacak tarımsal işletmelerin hayvansal varlığı oldukça ayrıntılı bir şekilde üretici dosyasına kayıt edilmelidir.

Arazi kodlanmasında olduğu gibi üretimin farklı aşamalarında gerekli olacak üretici kodlaması belirli bir sistem içeriğinde yapılmalıdır. Üreticiye ve bir önceki bölümde açıklanan araziye ait tam bilgi ve belgeler düzenli bir dosya içerisinde toplanır. Bu belgeler içerisinde üreticinin, Tarım ve Köy işleri Bakanlığının Ekolojik Tarım Yönetmeliğine göre üretimini gerçekleştirileceğini bildiren bir üretim sözleşmesi mutlak yer almalıdır.

Ekolojik tarım yöntemleri ile üretimi gerçekleştirilen ürün, hasat sonrası mutlak etiketlendirilmelidir. Bu etiket ürünün kime, hangi parsele ait olduğunu ve kimi diğer bilgileri içermelidir.

Gerek araziden ve gerekse üreticiden alınan tüm verilerin ekolojik tarıma yönlendirilebilmesi için, işlemin bir proje içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. İşte bu proje kapsamındaki en önemli noktalardan bir tanesi de üretici ile birlikte gerçekleştirilecek sezon boyu eğitimdir. Bu eğitim arazi üzerinde olduğu gibi mevcut bilgi ve belgeler üzerinde ekolojik tarım felsefesinin iyi bir şekilde kavranabilmesine yönelik de olmalıdır.

Aracı, işleyici, ihracatçı:

Daha çok üretim sonrası ticari faaliyet alanı içerisinde değerlendirile bilecek bu birimlerdeki ekolojik ürünün akış kontrolü de en az arazi üzerindeki ekolojik ürünün üretimi kadar önemlidir. Aslında ekolojik tarım, üreticiden tüketiciye kadar bir bütünlük arz eder. Bu bölümlerde verilmek istenen her aşamada izlenmesi gerekli noktaların ayrı ayrı anlatımıdır.

  • Depolama koşulları,
  • Girdi-Çıktı kayıtları,
  • Üretici satın alım makbuzları,
  • Ürün sevk irsaliyesi,
  • Satış faturası,
  • İşletme koşullarının uygunluğu,
  • İşleme öncesi ve sonrası etiketleme,
  • Sözleşme,
  • İhracat sertifikası

Ekolojik ürün, üretim sonrası bir aracı ile pazar akışını devam ettiriyor ise, bu aracı tarafından adı geçen ekolojik ürüne ait her türlü bilgi ve belgenin düzenli olarak dosyalanması gerekir. Bu belgelerde, o ürünün hangi üreticiye ait olduğu, ne zaman satın alındığı, miktarı, satın alım ve ambalaj şekli, nakliye şekli, eğer depolandı ise nerede ve hangi koşullarda depolandığı gibi tüm bilgilerin mevcut olması gerekir.

Adı geçen ekolojik ürün bir işleme gerektiriyor ise, bu işlemenin hangi koşullarda ve kim tarafından yapıldığı açık olarak izlenebilmelidir. Bu işletmede ne türlü işlemlere izin verilebileceği ve işletmenin uymakla yükümlü olduğu kurallar danışman tarafından işletme sahibine açıklanır ve gerekli iyileştirme koşulları belirli bir program içerisinde yürütülür. İşleme sonrası ürün, ihraç edilecek ise aynı şekilde ihracat aşamasında yapılması gerekenler düzenli olarak yerine getirilir.

Tüm bu açıklamaları ve ekolojik tarımdaki birimler arasındaki işbirliğini bir şema üzerinde göstermek istersek, ekolojik tarımda izlenmesi gereken sistemi daha iyi anlayabiliriz.

5. EKOLOJİK TARIMDA KONTROL - SERTİFİKASYON SİSTEMİ VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR

5.1. Giriş
5.2. Kontrol ve Sertifikason Aşamaları
5.2.1. Başvuru
5.2.2. Anlaşma
5.2.3. Kontrol Uygulamaları
5.2.4. Rapor yazımı ve sertifikasyon
5.3. Teknik Konular
5.3.1 Ekolojik tarıma geçiş
5.3.2. Tohumlar ve üretim materyalleri
5.3.3. Ekolojik tarım girdileri
5.3.4. Paralel üretim ve işleme
5.3.5. Depolama ve etiketleme
5.4. Tarımsal İşletmelerin Bitkisel Üretim Kontrolünde Ekolojik Tarım Açısından Karşılaşılan Sorunları
5.4.1. Üreticinin Motivasyonu
5.4.2. Tarımsal İşletme İle ilgili Bilgiler, Arazi Planları
5.4.3. Tarımsal İşletmenin Bir Bölümünde veya Bazı Parsellerinde Sadece Ekolojik Tarımın Yapılmasının Getirdiği Problemler
5.4.4. İşletme Kayıtları
5.4.5. İşletme Yapısı
5.4.6. Rotasyon
5.4.7. Gübreleme
5.4.8. Kültürel Uygulamalar
5.4.9. Ekolojik Bitki Koruma İlaçları
5.4.10. Ekolojik Tohum Ve Fidan Üretimi

5.1. Giriş
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Ekolojik (organik) tarım ile ilgili birçok tanım karşınıza çıkarken genel olarak sağlıklı gıdalar üretmek ve doğanın dengesini bozmamak amacıyla bitkisel ve hayvansal üretimin uygun ekolojilerde, kültürel tedbirler, biyolojik mücadele ve doğal gübreleme yoluyla gerçekleştirilen tarım şeklinde tanımlayabiliriz.

İnsanların pazarlarda tanıdığı veya güvendiği satıcılardan alışveriş yapma içgüdüsünde olduğu gibi Avrupa'da da ekolojik tarım yöntemiyle yetiştiricilik yapan çiftliklerden direkt olarak halk yerinde alışveriş yapmaktaydı. Zamanla artan tüketici sayısı ve ürün yelpazesi ara kademelerdeki boşlukları hissettirmiş, kişilerdeki varolan güven mekanizmasını sağlayacak sorumlu kuruluşların yani kontrol ve sertifikasyon şirketlerinin doğmasına neden olmuştur.

Avrupa ve diğer ülkeler kendi kanunları ile bu kuruluşların yapıları ve görevlerini belirlemiştir. Güvenilir, bağımsız olmaları gereken kontrol ve sertifikasyon kuruluşları aynı zamanda ISO 65 (EN4SO11) belgesine de sahip olmaları gerekmektedir.

Kontrol ve sertifikasyon kuruluşları kendisine başvuran kişi ve kuruluş için hizmet veren kuruluş olduğu gibi başta da bahsedildiği üzere tüketicinin garantörüdür

Türkiye'de kontrol kuruluşlarının gelişimi ise ekolojik tarım ürünlerinin Türkiye'de gelişimine paralel seyretmiştir, genişleyen ürün yelpazesinde Türk ürünlerinin Avrupa ithalatçıları için yer almasıyla. bunların Türkiye'de projelendirilmesi ve kontrol edilmesiyle olmuştur.

5.2. Kontrol ve Sertifikason Aşamaları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

5.2.1. Başvuru
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bir ürünün ekolojik olarak yetiştirilmesi veya projelendirilmesi düşünüldüğünde ilk aşamada, çevre, yetiştiricilik ekolojisinin ve şartların uygun olduğu bir yöre seçilmelidir. Seçilen bu yörede çiftçilerle girilen temaslar sonucu bunlardan ekolojik tarıma yatkın olanlarından bir çiftçi grubu oluşturulur. Daha sonra ekolojik tarım yönetmelikleri dahilinde üretim yapmak, bunu almak, satmak, işlemek veya ihraç etmek isteyen kişi veya kuruluş mevcut yönetmelikler dahilinde izin almış bir kontrol kuruluşuna başvurur.

Başvuru yapan kuruluşun veya kişinin kontrol edilip sertifikalandırıl masını istediği yer ve araziler için bilgi vermesi gerekir. Bunun için kontrol ve sertifikasyon kuruluşu tarafından istenilen genel dokümanlar şunlardır:

Başvurana ait bilgiler: Kişi kurum adı, teknik ve proje bilgileri

Çiftçi listesi: Çiftçinin adı soyadı, arazi miktarı ve tahmini verim.

Proje veya arazileri belirten haritalar: Çiftçiyle beraber veya çiftçi olmaksızın yapılan arazi ziyaretlerinde doğru araziye gidildiğini sınamak amacıyla istenmektedir.

Çiftçileri ile ilgili anket formları: Bu anket formunda çiftçinin yaptığı zirai uygulamalar (gübrelemede ve ilaçlamada kullanılan materyalin ismi ve kullanım zamanı), tek yıllık bitkiler için rotasyon planı ve bunun için kullanılan tohumlukların temin şekli, hayvan varlığı ve zirai alet ve ekipmanların sayısı ve özelliklerini ve diğer tüm zirai bilgileri içeren formlar.

Çiftçilerle alıcı veya işletme arasında yapılan anlaşmalar: Ekolojik tarım metotlarına göre üretim yapacağını açıklayan, belirten anlaşma alıcı kişilerin isim, adres, telefon,faks numaraları ve alım yerlerinin adresleri

İşletme ile ilgili teknik bilgi: İşletmenin adres, telefon bilgileri yanında işletmenin teknik kapasitesi, işçi sayısı, alet ve ekipmanları ve bunların kapasitelerini içeren teknik bilgilerdir.

İhracatçı ve ithalatçı firma ile ilgili teknik bilgi.

5.2.2. Anlaşma
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Kontrol kuruluşuna yapılan başvurusu sonrası yıl içerisinde yapılacak çalışmaları içeren bir fiyat teklifi ve anlaşma hazırlanır. Karşılıklı tarafların anlaşması sonucu kontrol çalışmaları başlar.

5.2.3. Kontrol Uygulamaları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Kontrol kuruluşu yılda en az bir kez haberli veya habersiz yapacağı bu kontrollerde daha önceden de açıklandığı gibi, ekolojik üretimi ve ürünün işlemesini "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik metotlarla üretilmesine ilişkin Yönetmelik" ve AB 2092/91 dahilinde kontrol eder.

Ürün çeşidi, yöre özellikleri gibi faktörler, gübre- ilaç uygulaması, hasat ve ürünün işlenmesi ile ilgili riskler belirlenmekte ve buna göre de kontrol tarihleri ve uygulamaları saptanmaktadır. Arazi kontrolü ile proje yöreleri ziyaret edilir ve çiftçilerle görüşmeler yapılır. Amaç; yukarıda istenilen dokümanların ve çiftçilerin yaptığı zirai uygulamaların yönetmeliklere uygunluğunun yerinde incelenmesidir.

Ürünün işlenmesi esnasında işletme kontrolü yapılır. Burada işletmenin şartları, temizlenme koşulları (kullanılan maddeler), fumigasyon gazlarının kullanılıp kullanılmadığı, ürünün işlenmesi sırasında kullanılan ek katkı maddeleri ve bunların özellikleri yerinde incelenir. Ayrıca ürünün depolanması ve işlenmesi esnasında karışma rizikoları, ürüne yapılan müdahaleler, paketleme, etiketleme özellikleri de incelenir.

Çiftçiden ürünün alımından ihracat safhasına kadar olan her aşamadaki muhasebe kayıtları incelenir. Bu yüzden ürünün çiftçiden alımında ayrı bir çiftçi alım defterinin, depolamada ayrı bir depo giriş ve çıkış defterinin yine ayrı tutulması gerekmektedir. Sevk irsaliyeleri, işletme girişi, işleme kayıpları ve ihracat ve buna ait evraklar incelenir.

Hem arazi kontrolü esnasında üründen yaprak numunesi alınarak hem de işletmelerde nihai üründen numune alınarak akredite olmuş bir laboratuarda kalıntı amaçlı analize tabi tutulur.

5.2.4. Rapor yazımı ve sertifikasyon
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bütün bu ziyaret ve teftişler her defasında rapor edilir. Bulunan aykırı kriterler ve tavsiyeler açıklanır.

Aykırı kriter bulunmaması, yani yönetmeliklere uygunluğu durumunda işletmeye veya alıcıya ürün ve/veya projeye ait sertifikasyon kararı bildirilir. Ürünlerin satışında yurtiçi olmasında dahili ürün sertifikası, yurtdışı satışında ise ihracat sertifikası tanzim edilir. İthalatçı için AB ve o ülkeye ait olan ithalat sertifikası düzenlenir.

5.3. Teknik Konular
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

5.3.1 Ekolojik tarıma geçiş
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Ekolojik tarıma geçiş periyodu; topraktaki kimyasalların azaltılması, organik maddelerin ve toprak yapısının gelişme şansının, bitki besin maddelerinin miktar ve elde edilebilirliğinin artırılması için gerekli minimum süredir. Geçiş periyodu tarihi yönetmeliğe göre onaylanmamış girdilerin son uygulandığı veya kontrol sözleşmesi imzalandığı gün başlar. Bu süreç arazi koşulları ve arazinin önceki kullanımına ait resmi belgelerin elde edilmesi durumunda kısaltılabilir veya aykırı uygulama ve şartların olması

durumunda da uzatılabilir.

Geçiş periyodu süresi; tek yıllık bitkilerde; başlangıçtan 12 ay sonra ekolojik tarıma geçiş ürünü ve en az 24 ay sonra da ekolojik ürün sıfatına hak kazanırken çok yıllık bitkilerde ise en az 36 ay sonra ekolojik ürün sıfatına hak kazanır.

5.3.2. Tohumlar ve üretim materyalleri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Yönetmeliklere göre tohumlar, vejetatif üretim materyalleri ve fidelerin ekolojik orijinli olması gerekir. Bunlar genetik olarak geliştirilemez veya bunların türevleri olamaz. Üretim materyalleri tek yıllık bitkilerde en az 1 ve çok yıllık bitkilerde en az 2 vejetatif jenerasyon boyunca ekolojik Metotlarla üretilmesi gerekir. Eğer üreticiler ekolojik üretim materyali elde edemezse ve elde etmenin mümkün olmadığını kontrol firmasına kanıtlarsa konvansiyonel tohumlar ve üretim materyalleri kullanabilir.

5.3.3. Ekolojik tarım girdileri
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bir ürünün ekolojik metotlarla yetiştiriciliği esnasında kullanılacak tüm girdiler (gübre ve ilaçlar) yönetmeliklerde liste halinde belirtilmiştir. Yine bu ürünlerin işlenmesindeki katkı maddeleri ve diğer aşamalarda izin verilen girdiler içinde geçerli olup listelenmiştir. Liste de yer almayan girdilerin kullanımında mutlaka kontrol ve sertifikasyon kuruluşuna bilgi verilmelidir.

5.3.4. Paralel üretim ve işleme
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Yönetmeliklere göre ekolojik üretim için kesin olarak ayrılmış birimlerin kullanılması işleme durumunda ise ekolojik olan ve olmayan işlemlerin kesin ayrılması gerekir. Yetiştiricilikte çok yıllık bitkilerde geçiş periyodu hariç bir çiftlik içinde paralel üretime izin verilmemiştir.

5.3.5. Depolama ve etiketleme
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Ekolojik-organik orijinli ürünlerin depolanmasında mümkün olduğunca ürünün mevcut kalitesinin korunması garanti altına alınmalıdır. Diğer ürünlerden kesin bir ayrım yapılmalıdır. Temizlemede ve dezenfeksiyonda yönetmelik dahilinde izin verilmiş maddeler kullanılır.

Paketlemede ise dikkat edilecek husus, paketleme materyalinin ekolojik görüşlere uygun seçilmiş olmasıdır. Paket üzerinde üreticiye ve işletmeciye ait bütün kademeleri ve isimleri belirtilmelidir.

İhraç ürünlerde ise, işleyici, ihracatçı firma ismi, ekolojik tarım işletmecilik sistemine göre üretilmiş ürün ibaresi, gerekirse üretici ismi, onaylayan kontrol organizasyonun ismi, numarası, logosu veya amblemi kullanılır. Eğer ürün bir birleşik ürün ise (pasta, kek peynir gibi) ve bunda da ekolojik olmayan bileşikler varsa bunlar miktar veya yüzde olarak belirtilmelidir.

5.4. Tarımsal İşletmelerin Bitkisel Üretim Kontrolünde Ekolojik Tarım Açısından Karşılaşılan Sorunları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Özellikle ekolojik ürünlerin üretimi aşamasında tarımsal işletmenin kontrolünde karşılaşılan sorunlar şu başlıklarda toplanmaktadır:

1. Üreticinin motivasyonu,

2. Tarımsal işletme ile ilgili bilgiler, arazi planları,

3. Tarımsal işletmenin sadece bir bölümünde ekolojik tarımın yapılmasının getirdiği problemler,

4. İşletme Kayıtları (girdi, çıktı, işletmede yapılan işlemlerin kayıtları gibi),

5. İşletmenin yapısı,

6. Rotasyon,

7. Gübreleme,

8. Kültürel uygulamalar,

9. Ekolojik bitki koruma ilaçları,

10. Ekolojik Tohum ve fideler.

Ülkemizde ekolojik tarımın yapılanması yukarda da görüldüğü gibi tavandan tabana ihracat firmalarından tarımsal işletmeye veya üreticiye doğru gelişmiştir. İhracatçı, dışarıdan gelen talebe göre ekolojik üretim yaptıracağı ürüne karar vermiş ve buna göre seçtiği üreticilerle sözleşme yaparak çalışmıştır. Tarımsal işletme bazında ki sorunların bir çoğunun altında bu yapılanma tarzı yatmaktadır.

5.4.1. Üreticinin Motivasyonu
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Avrupa'daki gibi ekolojik tarım yapmaya doğrudan doğruya karar veren ve uygulamaya başlayan üreticinin kendisi değil, dolayısıyla bu konuda eğitimli değil. Ekolojik tarım yapmaya üreticileri motive eden, genelde ürünlerine ödenen farklı fiyat ve son yıllarda ise yeni bir pazar olduğu düşüncesidir.

Türkiye'de ekolojik tarım yapmak isteyen firmaların teşvikiyle, bu üretim metodunu uygulamaya karar veriyorlar. Üretici bu ilk aşamada ekolojik tarımı sadece kimyasal- sentetik ilaç ve gübre kullanmamak olarak algılıyor. Ancak bunu da o üretim biriminde veya parselden sadece ihracat firması tarafından ekolojik olarak satın alınacak üründe uygulanması gereken bir metot olarak yorumlayabiliyor. Örneğin; incir bahçesi içindeki zeytinlerde veya bağının kenarlarındaki ağaçlarda kimyasal-sentetik pestisit kullanabiliyor.

Ekolojik tarımın temelinde olan bazı uygulamalar :yeşil gübreleme, rotasyon, kapalı madde dolaşımı, tüm işletmesinde ekolojik tarım yapması vb. gibi bir çok hususu dikkate alınmamaktadır.

5.4.2. Tarımsal İşletme İle ilgili Bilgiler, Arazi Planları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Arazilerin miktarı ve büyüklükleri ile ilgili veriler her seferinde kontrollerde değişebiliyor. Zira üretici hazine arazisinde tarım yapabiliyor veya sizden kendince sebeplerden dolayı şüphelendiği için işletmesi ile ilgili gerçek rakamları söylemeyebiliyor.

5.4.3. Tarımsal İşletmenin Bir Bölümünde veya Bazı Parsellerinde Sadece Ekolojik Tarımın Yapılmasının Getirdiği Problemler
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Bir tarımsal işletmede eğer eko-projedeki ürün dışında ürünlerde diğer parsellerde yetiştiriliyorsa, üretici bu ürünlerde ekolojik tarımı uygulamayı düşünmüyor. Bu durumda üreticinin deposunda pamuğu için almış olduğu mineral gübre veya pestisitlerle karşılaşa bilirsiniz. Bu sorunda önemli bir rolü Türkiye'de ekolojik ürün pazarının çok küçük olması da oynamaktadır. Üretici diğer ürünleri iç piyasaya satabileceğini düşünse tüm parsellerinde ekolojik tarıma geçme olasılığı daha yüksektir.

5.4.4. İşletme Kayıtları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Türk üreticisinin tarımsal işletmeye dair kayıt tutma alışkanlığı yok. İşletmede yapılan işlemler, satın alınan girdiler, çıktılar bunların makbuzlarını saklama kaydetme alışkanlığı mevcut değil. Ekolojik tarımın kontrolünde önemli hususlardan biri olan bu kriterin sağlandığını görmeniz güç. Hatta bu konuda vergi memuru musunuz gibi sorularla da karşılaşabiliyorsunuz. Kontrol organları bu konuda daha farklı yollar bulmaya çalışıyor ve zaman içinde üreticinin doğrudan doğruya işletme kayıtları tutma alışkanlığı edinmesi için çalışmalara yapıyorlar.

5.4.5. İşletme Yapısı
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Türkiye'de tarımsal işletmeler miras yolu ile çok parçalanmıştır. Tarımsal işletmeler ve dolayısıyla da parseller çok küçülmüştür. Bir incir tarımı yapan işletmenin büyüklüğü ortalama 2.0- 4.0 hektar arasında oynamaktadır. Tabii bu parçalanma tarımsal işletmenin ekonomikliğini de götürmüştür. Dolayısıyla üreticinin tarımsal işletmesinden elde ettiği gelirde düşük olmaktadır. Arazilerin böylesine çok parçalanmasından dolayı komşu araziler ile aralarında bir çit veya bazen çok az mesafe olmakta. Bazen arazinin nerede bittiğini sürüm şekline bakarak anlamak zorundasınız.

Türkiye'de ki tarımsal işletmelerde sınıra çit bitkisi ekme veya dikine alışkanlığı yoktur. Tabii ki bunun olumsuzlukları ekolojik tarım yapılan araziye kimyasal-sentetik ilaçların bulaşması veya çit bitkilerinin sağladığı yararlardan (konakçı olma gibi) faydalanamama şeklindedir.

5.4.6. Rotasyon
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Türk üreticisi genelde rotasyon yapma alışkanlığına sahip değildir. Hele meyvesinden yararlanamayacağı bitkileri ekme alışkanlığı yoktur. Çok yıllık bitkilerin altına yeşil gübre bitkisi ekme veya tarla bitkilerinde rotasyon uygulama oldukça zor olmaktadır. Firmanın satın almayacağı ürünü aynı parselde ekolojik olarak ekmek istememektedir. Buğdayı siz almayacaksınız, neden ekolojik ekiyim diyor.

5.4.7. Gübreleme
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Kompost, Türk üreticisinin yabancı olduğu bir kavramdır ki ekolojik tarımda esas olan kompost yapmak ve toprağı beslemektir. Hayvan gübresini de pahalı ve toprağa verilmesi zor, işçilik gerektirdiği için tercih etmemektedir. Bunun yanı sıra ülkemizde hayvancılığın yeterince yapılamaması da hayvan gübresi bulmayı ve mineral gübrenin alternatifini sunmanızı zorlaştırıyor. Maçlara alışkanlığı hiç yoktur. Hem tarımsal üretim yapan hem de hayvancılık yapan işletme oldukça azdır. Devletin hayvancılığı teşvik etmesi ekolojik üretim açısından da olumlu bir girişim olacaktır.

5.4.8. Kültürel Uygulamalar
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Üreticiler genel olarak her sorunu kimyasal maddeleri uygulayarak çözmeye çalışmaktadırlar. Toprağın yapısını, tekstürünü iyileştirmek veya bitkinin mukavemetini artırıcı tedbirler almak gibi uygulamaları, mekanik mücadeleyi sevmemektedir. Bir sorun olunca hemen ilaçlama yapması gerektiğini düşünmektedirler. Bu durumda alternatif olan bitki koruma ilaç sunmamız gerekmektedir. Ekolojik tarımda ise mekanik mücadele ilaçlı uygulamalara tercih

edilmektedir.

5.4.9. Ekolojik Bitki Koruma İlaçları
[Konu Başlığı] [Önceki Konu] [Sonraki Konu]

Diğer önemli bir husus da ekolojik tarımda kullanılan preparatların ülkemizdeki azlığıdır. Türkiye'de bulunan ve ekolojik tarımda kullanılan preparatlar, ilk yıllarda bakır, kükürt ve Bacillus thrungensies gibi ürünlerle sınırlıydı. Diğerlerini ithal etmek zorundasınız. Bu tip ürünlerin ithalatında da firmalar sorunlarla karşılaşmaktadır. Ayrıca pahalı bir yol olan ve dışarıya bağımlılığı getiren ithalat izlenecek yol olamamalıdır. Mümkün olduğunca, zengin bir florası olan Türkiye'de bu preparatların yapılması sağlanmalıdır.

5.4.10. Ekolojik Tohum Ve Fidan Üretimi
[Konu Başlığı] [Önceki Konu]

Ülkemizde bu hususta çalışan yani ekolojik tohum üretimi yapan herhangi bir işletme yoktur. Tohum konusunda belki 31 Aralık 2003'e kadar zamanımız var diye düşünebiliriz. Ancak şimdiden bazı çalışmaların yapılması gerekir.

6. TARIMSAL ÜRETİM BİÇİMİNDE DEĞİŞEN KAVRAM ve KOŞULLAR

6.1. Giriş
6.2. Tarımsal Üretime İlişkin Dünyadaki Yeni Kavramlar
6.3. Dünyada ve Türkiye'de Tarım Sektörünün Profili
6.4. Başlıca Üretim Girdilerinin Kritiği
6.5. Tarımda Stratejik Araştırma ve Geliştirmeer

6.1. Giriş
[Konu Başlığı] [Sonraki Konu]

Bugüne kadar tarımsal üretimde ana hedef çoğu kez VERİM ve ÜRETİM artışı olmuştur. Özellikle nüfus artışının hızlı olduğu ülkelerde tarım sektörü, gelir sağlayan bir faaliyet alanı olma niteliğinin ötesinde, aç kalmayı önleyen, yaşamı garantiye alan önemli bir uğraşı alanıdır. Bu nedenle verimin ve üretimin ön planda tutulması haklı görülmüş, plan ve programlar, araştırmalar, desteklemeler bu doğrultuda düzenlenmiştir.

Teori ve uygulamasıyla bu amaca yönelik olarak girdi kullanımı teşvik edilirken, yüksek verimli çeşitler ve kaliteli tohumluğa önem verilmiş, gübre çeşit ve dozlarının verim arttırıcı etkisi incelenmiş, hastalık ve zararlılarla savaşta daha etkili ilaçlar araştırılmış, farklı sulama yöntemlerinin üretimi arttırmadaki rolü üzerinde durulmuş, hayvan yetiştirmenin alternatif biçimleri önerilmiş, insan işgücü yerine yakıt enerjisinden yararlanma yaygınlaşmış ve bütün bunların uygulanabilmesi için de makinalar geliştirilmiştir. Tarımsal üretimde entansif yöntemlerin kullanılması başlangıçta verim ve üretim potansiyelini arttırmaktadır. Ancak kısa dönemde olumlu gibi görülen bu sürecin, uzun dönemde bazı olumsuzluklara yol açabileceği gözlenmiştir. Tek yönlü kullanım biçimi (monokültür marjinal toprakların tarıma açılması, drenajsız sulama, aşırı otlatma vb.) ve yoğun girdi uygulaması (yüksek dozda gübre, su, ilaç vb.) sonucunda aşırı yüklenme; toprak erozyonu, toprak yapısının bozulması, zararlı kimyasalların birikimi ve yeraltı sularına karışımı, hayvan hastalıklarında salgın dalgaları gibi sonuçlar doğurmakta, doğal dengeler onarılamaz biçimde bozulmakta ve toprak verimliliği sürdürülememektedir.

Tarımsal üretimde kullanılan girdiler ve elde edilen ürünler ile bunların kendi aralarındaki ilişkiler karmaşık bir sistemi oluşturmaktadır. Üretim faktörleri ürüne dönüşürken, üretim ortamını da az veya çok değiştirmektedir.

Bu neden/sonuç ilişkilerini kendi gereksinmelerine, önceliklerine, kültür düzeyine ve toplum bilincine göre değerlendiren ülkeler, tarımsal üretimin amacını değişik biçimde tanımlamaya başlamışlardır. Avrupa Birliği'nin lokomotifi sayılabilecek Almanya'da tarım politikalarının amacı; "Değişik işletme şekil ve büyüklüklerinde organize olabilen, rekabet gücü yüksek, piyasa isteklerine yönelik, doğal dengeleri bozmayan bir tarımsal yapı yaratmak" şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımdan görüleceği gibi öngörülen tarım politikalarının ana hedefi "sağlıklı bir tarımsal yapı yaratmak" tır. Bu ana hedefe ulaşmayı sağlamak üzere;

  • Değişik işletme şekil ve büyüklüklerinin organizasyonunu desteklemek,
  • Doğrudan ve dolaylı yollarla işletmelerin rekabet gücünü yükseltmek,
  • İç ve dış pazar isteklerine göre yönlenmeyi kolaylaştırmak,
  • Çevre üzerindeki olumsuz etkileri azaltıcı, doğal dengelerin bozulmasını önleyici önlemler almak, izlenecek temel politikalardır.

Bu politikaların son yıllardaki uygulanmasına ilişkin birkaç örnek şöyledir:

Almanya'daki buğday stoklarının artması ve dünya piyasasında fiyatın düşmesi karşısında, işletme ekim alanlarının %25'i boş bıraktırılmış, ancak çiftçinin zarara uğramaması için kendilerine buradan elde edilebilecek net gelir ödenmiştir. Böylece gereksiz girdi kullanımı önlenmiş. çiftçinin bu iş için harcayacağı zaman tasarruf edilerek başka faaliyetlere yönelmesine olanak hazırlanmış ve doğa yüklenmesi azaltılmıştır. Ne var ki ilk uygulamada, yasa boşluklarından yararlanan kimi işletmeciler, makinalarını treylerle yükleyerek. eski DDR topraklarına gitmişler ve Doğu-Batı Almanya birleşmesinin getirdiği yapısal sorunlar nedeniyle işlenmeyen büyük tarım alanlarını kiralayarak, Batımda hoş bıraktıkları araziler için aldıkları destekle Doğrumda üretimi daha da çok arttırmışlardır. "Üretimi Kısıtlama" prensibine dayanan bu uygulamanın boşluk ve sakıncaları karşısında, zaten on beş yılı aşkın süredir desteklenen "yenilenebilir bitkisel enerji kaynakları" projelerinin çeşitlendirilmesi ve yaygınlaştırılması ön plana çıkmıştır. Bu arada Çin'deki değişimler nedeniyle, alışıla gelmiş pirinç yeme alışkanlığının yanılıra buğday tüketimi artınca, dünya buğday stokları da göz önünde tutularak "%25 boş bırakabilme" sınırının % l0'a çekilmesi uygun görülmüştür. Hayvansal üretimde ve özellikle süt sığırcılığında Avrupa Birliği çerçevesinde uygulanan "Hayvan Sayısı" ve "Süt Üretim Miktarı" kotaları titiz biçimde uygulanınca, alt yapı yatırımları ve işgücü prodüktivitesi bakımından Alman çiftçileri zor durumda kalmıştır. Bu nedenle, çeşitli önlemlerin yanılıra, bölge gelişim projeleri çerçevesinde "Ortak Ahır Kullanımı" kavramı geliştirilerek uygulamaya konmuş ve maliyetin düşürülerek rekabet gücünün arttırılması desteklenmiştir. Öte yandan işgücü etkinliğini, dolayısıyla genel prodüktiviteyi arttıran en önemli faktörlerden biri "mekanizasyon" olduğu halde, makina fiyatlarının yüksekliği karşısında, mevcut işletme koşullarında bunların satın alınamaz duruma geldiği görülünce, gelişen teknolojinin uygulanamamasından doğacak kayıplar da göz önünde tutularak, "Ort